GönderenKonu: Mekkenin Fethi  (Okunma sayısı 1871 defa)

vehbiaksit

  • Forum Üyesi
  • İleti: 14
  • Üyelik Tarihi: 13-11-2011
Mekkenin Fethi
Tarih : 27-12-2012 Saat : 21:26

Mekke’nin Fethi ve Sonuçları

Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında yapılan Hudeybiye Antlaşması’nın maddelerinden birinde iki tarafa da çevre kabilelerle ittifak kurma hakkı verilmişti.  Bu anlaşmaya dayanarak Huzaa kabilesi Müslümanlarla, Huzaalıların düşmanı olan Bekir kabilesi ise müşriklerle ittifak kurmuştu.

Hicretin 8. yılı şaban ayı içerisinde Bekir kabilesi Huzaalılara saldırarak bu kabileden 23 kişiyi öldürmüş, Kureyşli müşrikler de Bekir kabilesine silah yardımı yapmıştı. Bunun üzerine Huzaalılardan Amr bin Salim yanında bir grupla beraber Medine’ye Hz. Peygamberin yanına gelerek olanları ona anlattı. Hz. Peygamber durumu öğrendiğinde üzüldü. Kureyşlilere, yaptıklarının anlaşmaya aykırı olduğunu belirterek durumun düzeltilmesi için iki seçenek önerdi. Ya Bekir kabilesi ile olan ittifaklarını bozacaklar ya da ölen yirmi üç kişinin diyetini vereceklerdi. Peygamberimiz, bunlardan birini yapmadıkları taktirde kendileriyle savaşacaklarını belirtti. Kureyşliler, Hz. Peygamberin önerisini hafife aldılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber savaş kararı alınca Ebu Süfyan Medine’ye gelerek, Hudeybiye Antlaşması’nın yenilenmesini istedi. Ancak Hz. Peygamber bunu kabul etmedi. Ebu Süfyan da bir netice alamadan Mekke’ye geri döndü. Bu olaydan sonra Hz. Peygamber müttefik kabilelere haber vererek savaş hazırlıklarının yapılmasını istedi. Müslümanlar çevredeki Arap kabilelerinin de katılımıyla 1 Ocak 630 yılında Medine’den yola çıktı. Mekke yakınlarındaki Merru’z Zehran denilen vadide konakladı. Hz. Peygamber burada Müslümanların sayısının çok olduğunu göstermek için on bin ateş yakılmasını emretti. Müşrikler bu ateşleri gördüklerinde çok telaşlandılar. Ebu Süfyan olayı anlamak için bir tepeden başka tepeye çıkıyordu. Bu arada Hz. Peygamberin amcası Hz. Abbas eşiyle birlikte Mekke’den ayrılıp Medine’ye Hz. Peygamber’in yanına gitmeye karar vermişti. Mekke’den fazla uzaklaşmadan Müslümanların kamp yerine rastladılar. Hz. Peygamber amcasını görünce, “Amca, senin hicretin son hicret, benim peygamberliğim de son peygamberliktir.”dedi. Daha sonra Hz. Abbas da Müslümanların arasına katıldı.

Hz. Abbas gece vakti Mekke’ye gitti. Ebu Süfyan’a Müslümanların büyük bir orduyla geldiklerini bildirdi. Ancak niyetlerinin savaş yapmak olmadığını, eğer teslim olurlarsa kendileri için iyi olacağını söyledi. Görüşmek amacıyla kendisini Hz. Peygamberin yanına götürebileceğini belirtti. Ebu Süfyan’la beraber Hz. Peygamberin çadırına geldiler. Hz. Peygamber Mekkelilerin, Müslüman ordusuna direnmeye kalkmamaları için Ebu Süfyan’a Müslüman askerlerinin olduğu kampı gezdirdi. Hz. Peygamber ondan Mekke’ye dönmesini ve halka şöyle söylemesini istedi: “Ebu Süfyan’ın evine sığınanlara, Kâbe’ye sığınanlara ve kendi evinde kalanlara hiçbir şey yapılmayacaktır.”

Ebu Süfyan Mekke’ye dönerek olanları kavmine iletti. Mekkelilerin direnmekle bir şey elde 

edemeyeceklerini ve Müslümanların da savaş

yapmak istemediklerini bildirdi. Ertesi sabah erken saatlerde Müslümanlar dört bir koldan şehre 

girdi. Şehre giriş esnasında Halit bin Velit’in ba-

şında bulunduğu küçük bir birlik hariç Mekkelilerle kayda değer bir çarpışma olmadı. Müslümanlar sekiz yıl önce zorunlu olarak ayrıldığı bu şehre 

barış içerisinde girdiler.

Hz. Peygamber daha sonra Kâbe’ye girdi. Kâbe’nin içi putlarla doluydu. Duvarlarına resimler 

asılmıştı. Peygamberimizin emriyle burada bulunan putlar kırıldı ve dışarıya çıkarıldı. Daha sonra 

Resulullah burada namaz kıldı. Bu arada Müslümanlara çok eziyet ettikleri için öldürülmesi emredilen yaklaşık yirmi kişi vardı. Bunlar da kendilerine ne yapılacağını merak ediyorlardı. Birkaçı hariç 

bunların çoğu da affedildi. Bunlar arasında Ebu Süfyan’ın hanımı Hint ve Ebu Cehil’in oğlu İkrime 

de vardı.

Müslümanlar Mekke’yi fethettiklerinde hiçbir taşkınlık yapmadılar. Sekiz yıl önce terk ettikleri mahallelerini, evlerini gezerek hasretlerini giderdiler. Hz. Peygamber de Mekke’de fazla kalmadan şehrin 

idaresini Attab bin Esid’e bırakarak Huneyn’e doğru hareket etti. 

Mekke’nin fethinden sonra Arap kabilelerinin çoğu Müslümanların siyasi otoritesini kabul ettiler. 

Birçok kabile de gruplar hâlinde Medine’ye Hz. Peygamberin yanına gelerek Müslüman olduklarını

bildirdiler.

Arabistan’ın en büyük kabilelerinden olan Sakif ve Hevazin İslam’a karşı olan düşmanlıklarını

eskiden olduğu gibi devam ettirmekteydiler. Bu iki 

kabile, İslam’ın Arabistan coğrafyasında daha fazla büyümesine engel olmak için savaşmanın kaçı-

nılmaz olduğuna inanıyordu. Bunun için Hevazin 

kabilesinden Malik bin Avf önderliğinde yaklaşık 

yirmi bin kişilik bir ordu kurdular. Müttefik düş-

man kabileleri Müslümanlara karşı bir ölüm kalım savaşı yapmak niyetindeydiler. Askerler savaş

meydanından kaçmasınlar diye onların bütün mallarını ve eşlerini de beraberinde götürmeye karar

verdiler. Hz. Peygamber düşman hakkında bilgi 

alması için Abdullah bin Ebi Hadred’i Huneyn 

Vadisi’ne gönderdi. Bu sahabenin vermiş olduğu 

bilgiler doğrultusunda on iki bin kişilik bir kuvvetle Huneyn Vadisi’ne doğru hareket edildi.

Düşman askerleri Huneyn’deki vadinin yamaçlarında pusu kurmuş Müslümanları bekliyorlardı. 

Müslüman askerleri düşmanın buradaki varlığından habersiz sabahın alacakaranlığında sayı üstünlüğü-

ne güvenerek vadide gururla ilerliyorlardı. Düşman askerleri, bulundukları hakim noktalardan ansızın 

ok atışına başladılar. Bunun yanında yamacın üst tarafında oldukları için büyük taşları da Müslüman 

askerlerinin üzerlerine yuvarlıyorlardı. Müslüman öncü birlikleri ok atışlarına dayanamayarak kaçış-

maya başladılar. Kur’an-ı Kerim bu hususu şöyle anlatır: “Şüphesiz ki Allah, size bir çok yerde ve 

Huneyn Savaşı yapıldığı günde yardım etmişti. O gün sayınızın çokluğu sizi gururlandırmıştı. 

Fakat çokluğunuz size bir fayda sağlamamıştı da o geniş yeryüzü size dar gelmeye başlamıştı. 

Sonra da yüz çevirip geri kaçmıştınız.” 

31

 Bu durum karşısında Hz. Peygamber, gür sesli amcası Hz. 

Abbas’tan onları çağırmasını istedi. Bu çağrı üzerine Müslümanlar toparlandı. O ana kadar savunma 

yaparlarken hücuma geçtiler. Düşmanlar savaş alanını terk edince bütün mallar Müslümanlara kaldı. 

Ele geçirilen ganimetler Cirane denilen mevkide toplandı ve orada koruma altına alındı. Müslümanlar 

bu savaşta dört şehit verdi, karşı taraftan ise yetmiş kişi öldürüldü. 

Huneyn’de yenilen düşman, üç yöne doğru kaçmaya başladı. Savaşın komutanı olan Malik bin 

Avf’ın da bulunduğu bir grup düşman askeri Taif şehrine sığındı.

Müslümanlar Huneyn Savaşı’ndan sonra düşman askerlerinin sığındığı Taif şehrini kuşattı. Taifliler 

düşman saldırılarına karşı şehrin surlarını tamir etmişler ve içerisine de bolca yiyecek depolamışlardı. 

Müslümanların bu savaşta başarılı olabilmeleri için değişik savaş taktikleri uygulamaları  gerekiyordu. 

Çünkü surlara tırmanan askerlerin üzerlerine içeriden kızgın yağ ya da büyük taş kütleleri atılıyordu. 

Bu sebeple kaleyi ele geçirmek zorlaşıyordu. Müslümanlar savaşta o kadar zor durumda kalmışlardı

ki sahabeler Hz. Peygambere, “Ya Resulallah Sakif’in okları bizi yaktı, onlara beddua et.” diye istekte 

bulundu. Hz. Peygamber ise, “Allah’ım, Sakif’e doğru yolu göster.” şeklinde dua etmiştir.

32

Taif’in kısa sürede fethedilemeyeceği anlaşılmıştı. Hz. Peygamber, Taif Kuşatması’nı kaldırarak 

Huneyn’de ganimetlerin toplandığı Cirane’ye doğru hareket etti. Müslümanlar bu kuşatmada on dört 

şehit verdiler. Hz. Peygamber Taif Kuşatması’ndan sonra geldiği Cirane’de on üç gün kalarak Huneyn 

Savaşı’nda ele geçirilen ganimet ve esirleri taksim ettirdi. Ganimetlerin beşte biri hazineye ayrılarak 

geriye kalanlar ise savaşa katılanlar arasında paylaştırıldı. Bu taksimde yeni Müslüman olmuş bazı

kimselere diğerlerine nispetle daha fazla mal verdi. Müellefe-i Kulub (kalpleri İslamiyete yeni ısındı-

rılmış kimseler) diye anılan bu kişilerin çoğu yeni Müslüman olmuş Mekkelilerden oluşuyordu.


vehbiaksit

  • Forum Üyesi
  • İleti: 14
  • Üyelik Tarihi: 13-11-2011
RE:Mekkenin Fethi
Tarih : 27-12-2012 Saat : 21:28

BİLGİ KUTUSU

Peygamberimiz Mescid-i Haram’ı dolduran 

kalabalığa bakarak, “Ey 

Kureyşliler, size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” 

diye hitap etti. Onlar da 

“Bize bir yeğenin ve cömert bir kardeşin 

davranacağı gibi davranacaksın.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber de Hz. Yusuf’un kardeşlerine Mısır’a 

geldiğinde söylediği  şu sözlerle karşılık 

verdi: “Allah sizi affetsin, o affedicilerin 

en büyüğüdür.”

İbn Kayyim el-Cevziyye, Zadu’l-Mead, C 2, s. 394