• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/vehbiaksit
  • https://plus.google.com/u/0/?partnerid=gplp0
  • https://www.twitter.com/vehbiaksit
VEHBİ AKŞİT
Kategoriler
Site Haritası
Örnek Nesil
Saat
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.48383.4977
Euro4.17344.1901
Aile Hayatı

Fransızca Site
İngilizce Öğreniyorum

Kaleiçi Camii sanal tur
Adım Adım Hac

Belçika'daki Türklerin 40 Yılı

Institut de Recherche, Formation et d’Action

sur les Migrations (I.R.F.A.M.)

• CIE-Home • CIE-Index • IRFAM-HOME • INDEX • English • Français • Türkçe (Göç-TE) • Publications A.Manço • Publications IRFAM •

 

BELÇİKA'DA  TÜRKLERİN 40 YILI (1964-2004) :

 

SORUNLAR, GELİŞMELER, DEĞİŞMELER

 

Dr. Altay A. Manço,

Liège Üniversitesi, Psikoloji ve Eğitim Bilimleri Fakültesi

Öğretim üyesi, Göç Tetkik Enstitüsü Müdürü (GÖÇ-TE/IRFAM)

 

Belçika, Batı Avrupa'nın kuzeyinde, Hollanda, Almanya, Lüksemburg ve Fransa ile çevrili, 31000 kilometre karelik küçük bir Kraliyettir. Üç yönetim bölgesinin federasyonundan oluşan ülke, 10 milyon nüfusludur ve 1830'dan bu yana parlamenter sistemle yönetilir. Anadilleri Hollandaca, Fransızca ve Almancadır. Nüfusun % 10'dan fazlası yabancı kökenlilerden oluşmaktadır. Belçika'da 125000 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı veya Türk asıllı Belçika vatandaşı yaşamaktadır. Yirminci yüzyıl başından beri hızla endüstrileşen Belçika, önemli bir maden havzasıdır. Özellikle ikinci dünya savaşından sonra çok sayıda İtalyan kömür işçisi Belçika'ya çağırılmıştır. Bugün Belçika'daki İtalyan asıllıların sayısı 300000'i aşmaktadır. 1960 başlarında Belçika'yı yeniden etkisi altına alan işçi göçleri, bu kez Türk ve Faslı göçmenleri içermektedir ve hem Belçika'da hem de göçmenlerin anavatanlarında önemli sosyo-ekonomik ve kültürel değişimlere neden olmuştur. Bu çalışmada, Türk göçmen grubunun Belçika'ya yerleşmesi ve oradaki sosyo-kültürel ve ekonomik gelişmesi, geleceğe yönelik perspektifleri genel olarak irdelenmiştir.

 

GÖÇ TARİHİ

 

Göç hareketlerini kamçılayan değişimler kırsal kesimlerde yaşanan sosyal ve ekonomik çalkantılara dayanır. 1950-1960 dönemlerinde Türkiye'de özel sektörün gelişmesi, bir çok sosyal ve ekonomik etkinin yanında, tarımda yeniliklere ve mekanik gelişmelere de imzasını attı. Salt ırgat gücünün teknolojik yeniliklerin gölgesinde silinmesi, kırsal kesimlerden büyük şehirlere toplu göçlere neden oldu. Hızla artan nüfusu barındırabilme emelleriyle birlikte, kırsal kesmin çocuklarına sunulabilecek yeni eğitim ve iş imkanları ve diğer nice arzular gibi umutların yeşermesi, köylülerin gözünde büyük şehirleri cazip kıldı. 1950'li yıllarda köylerden küme küme göçen halk, büyük şehirleri mekan seçiyordu. Ve neticede, 60'lı yıllardan günümüze uzanan süre zarfında artış gösteren iş göçü ve aile göçü yurtdışına yöneldi, Batı Avrupa'yı, Kuzey Afrika, Ön Asya ve Avustralya'ya bağlayan çok geniş coğrafi bir alanda hızla artmaya başladı. XX. yüzyılın ikinci yarısında, Türkiye Cumhuriyetinin ard arda yaşadığı politik krizler dışgöç olayına yeni boyutlar eklerken, Berlin duvarının inşaasından hemen üç ay sonra, 1961 yılında, Türk hükümeti Federal Almanya ile ilk dışgöç ve işgücü alışverişi anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşmayı 1964 yılında Hollanda, Belçika, Danimarka ve Avusturya ile imzalanan anlaşmalar izledi. 1965 yılında Fransa, 1967 de İsveç bu anlaşmalara dahil edildi. Yalnız göç eden erkek işçileri izleyen kadınlar ve çocuklar, 1970'li yıllarda göçmen işçilerin düzenli aile yerleşimine geçmesine olanak sağladı.

 

İşçi göçü batı ekonomilerin ihtiyaçlarına cevap olarak gelişen bir sosyolojik olgudur. Bunu, nüfus artışı kısıtlı olan Avrupa ülkelerinin özel demografik destek ihtiyacına cevap, aile göçleri izlemektedir. Ancak, bu tip ihtiyaçların giderildiği kanısı yaygınlaştığında, Avrupa uluslarının göç yollarını tek yönlü olarak kapattığı gözlenmektedir. Nitekim, 1974 yılında toplu işçi göçleri durdurulmuş ve aile toplanmalarına kısıtlamalar getirilmiştir. Bu Avrupa kıtasına dağılan Türk nüfusunun giderek artma çabasını ve Avrupa'da yetişen nesilde akraba evliliklerini gündeme getirmiştir. Eşlerini tercihen Tükiye'den getiren Türkler, göçmen nüfusun artışına destek vermektedirler. Avrupa'daki Türklerde doğurganlık oranının göreceli olarak yüksek olduğu düşünülürse, Batı Avrupa'daki Türk varlığının ne derece çabuk bir şekilde kalabalıklaştığı daha rahat anlaşılır. Buna Almanya'ya, Doğu Avrupa ülkleri aracılığıyla kaçak girmeye çalışan göçmen adaylarını da eklemek gerekmektedir. Nüfus artışı göçmenlerin yaşayış biçimlerine etki etmekte ve sosyo-kültürel alanda bir çok gelişimlere yol açmaktadır ; ortaya kalıcı bir "Avrupa Türk azınlığı" olgusu çıkmaktadır. Ekonomik alanda ise bu durum Türklerin rol oynadığı ticaret ve taşımacılık sektörlerinde faaliyet artışlarını olası kılmaktadır. Örneğin, Avrupa Birliğini Balkan yarımadasına bağlayan bölgelerde, ticari ilişkilerin Türk yatırımcıların sayesinde canlanması söz konusudur. Ancak göç edilen memleketlerde kümeler halinde yerleşen Türkler, yerel iş piyasalarında mevki ararken, toplumsal uyumda yer yer gecikmeler kaydetmişlerdir. Örneğin, temel eğtimleri başarısızlıkla sonuçlanan kimi Türk gençleri, meslek okullarına yönlendirilerek kısa ve sağlıksız bir yoldan iş hayatına atılma emelleri güdülmektedir. Böylelikle yabancı dil bilgisi ve meslek becerisinden yoksun olabilen bir işsizler ordusunun ortaya çıkması ne yazikki söz konusu olmaktadır. Son yıllarda çeşitli Avrupa ülkelerinde göçmen grupların lehine bir dizi kararlar alınmış ve bu ülkeler içindeki konumları değerlendirilmiştir. Yurttaşlık, mal, mülk sahipliği, seçme seçilme ve serbest meslek haklarıyla ilgili bu olumlu gelişmeler göçmen Türk grubunun ekonomik kalkınmasına etki etmektedir. Bu gelişmelerin bir diğeride Tükiye ve Avrupa arasında şekillenen birlik çigisinin göçmen Türk grubunun çıkarlarına uygun bir biçimde genişletilebileceğidir.

 

Bugünkü T.C. sınırları içerisinden Belçika'ya ilk göçler, XX. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemine rastlar. 1900-1923 tarihleri arasında Osmanlı Türklerinin Belçika'daki varlığı hissedilse bile, Türk nüfusunun Belçika'da patlaması 1961 yılından itibaren gözlenmektedir ve 1964 yılında Belçika ve Türkiye arasında imzalanan göç antlaşması gereğince belli bir hareketlilik kazanır. Ancak, dış işçi gücü gereksinimini karşılayan Belçika, kapılarını resmen 1974 yılında kapatarak işçi alımlarını durdurur. 1975 yılından sonra bu ülkede Türk nüfusunun artması doğal olarak aile birleşimi çerçevesinde doğumlara bağlıdır. 70'li yılların başlarında, yıllık doğum sayıları 2000 ile 5000 arasında değişmiştir. 1980 ve 2000 arasında Belçika Türklerinin yıllık doğum oranlarının her 100 kişide 2,9 ile 3,9 arasında değiştiği gözlenmektedir. Türk ailelerinin fert sayısı ortalama olarak 1971'de 4,3, 1999'da ise 3,53'lük bir değer kaydetmiştir. Bu durumda Belçika Türk nüfusu 80'li yılların ortalarına doğru 88000'le doruk noktasına ulaşmışken, 1994 yılından başlayarak azalmaktadır. Doğal olarak çifte vatandaşlık müracaatlarının bu gözleme etkisi büyüktür. Bu alanda icraat basitleştirilirken, sayısal olarak önemli artışlar gözlenmiştir : her yıl ortalama 6 bini aşkın Türk Belçika tabiyetini almıştır.

 

Ancak, Belçika vatandaşlığına geçiş sosyal ve kültürel alanda bu kimselerin yaşantısında kökten değişikliklere sebebiyet verecek bir süreç olmaktan uzaktır. Çifte vatandaşlık doğasıyla yerel ve genel seçimlerde seçme seçilme hakkı ve özellikle Schengen ülkeleri bünyesinde serbest dolaşım hakkı tanırken, sosyal ve psikolojik alanlardaki etkilerinin benimsenmesi güçtür. Özellikle ırkçılığın kol gezdiği kimi iş sektörleri ve öğretim kurumlarında uyum zorlukları, milliyet değiştirmelere rağmen aynen devam etmektedir. Dolayısıyla göçmen Türk grubunu inceleyen her araştırma Belçika pasaportu alan Türkleride kapsamak durumundadır ama bunu istatistik veriler kullanarak başarmak çok zordur. 1994'ten beri toplam ellibin yurttaşımızın Belçika vatandaşlığına geçtiği bilinmektedir. 1992 yılından sonra hareketlenen başvurular ve çifte vatandaşlık istekleri, aynı zamanda göçmen Türk halkının bir değişim sürecine adım attığın göstergeleridir. Özellikle, tanınan başvuru kolaylıkları, bireyin gerek özgün çevresi gerek göç ülkesiyle uyum olasılığı, Türk diplomasinin bu konudaki teşfikleri, v. b., Belçika vatandaşlığını cazip kılan başlıca etkenler arasındadır.

 

80'li ve 90'li yıllarda Türkiye'den gelen iltica taleblerinin Belçika'da artmaya başladı gözlenmiştir. 1988-1997 yıllarında 10 bin Türkün iltica talebi dikkate alınmıştır. Bu değer toplam iltica talebinin % 24,3'üdür. Ancak, bu grubun çok küçük bir kesiti Belçika hükümeti tarafından mülteci olarak tanınmıştır. Sonuçta, bir yandan Belçika'ya akın azalırken, beri yandan, siyasi gerekçeleri red edilen göçmen adayları İskandinav ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'ya yönelmektedirler. Belçika'da barınan kaçak göçmen sayısını belirlemek güçtür. Türkiye'den gelenlerin sayısının artması beklenmektedir. Ancak bunların sadece küçük bir bölümü T.C. vatandaşıdır, kanun dışı şebeke ve kimi kurumlardan destek alarak giriş yaptıkları bilinmektedir. Son yıllarda Türk nüfusunun Belçika'ya göç ile artmasına asıl neden olan yegane yol evlilik yoludur ve nüfusbilimcilerin özellikle ilgilendiği yeni alanlardan birini oluşturmaktadır. Bilindiği üzere aile birleşimleri göçmen gruplarda özellikle ekonomik çıkarlar doğrultusunda şekillenmektedir.

 

Belçika Milli İstatistik Enstitüsünün 1998 raporlarında aynı yıl sadece 2500 Türkün ülkeye giriş yaptığı yazılıdır. Bu değerin % 49'unu kadınlar oluşturmaktadır. Türkler, Belçika'ya göçün % 15'lik bir bölümünü olşturmaktadırlar.

 

Ancak, ileri tarihlerde, Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliği söz konusu olduğunda, uluslararası dolaşım ve ticari ilişkilerin kamçılanacağı varsayılmaktadır. Bu alanda görgül kanıtlar olmamasına rağmen, tam üyelikten sonra Avrupa'da halen yaşayan Türk göçmenlerin konumları, serbest dolaşım hakları, vs., şüphesiz değişeceklerdir.

 

1995 yılında yapılan bir ankette Belçika'ya göç etmiş 565 yetişkin Türk sorgulanmıştır. Bunların % 43'ü Afyonkarahisar yöresindendir. Ankete katılan göçmenlerin yarıdan çoğu kırsal kesimden gelmiştir. Sonuçlara göre, "Türk" çatısı altında toplanan göçmen grupları aslen değişik etnik ve kültürel topluluklardan oluşmuş bir mozaiktir. Örneğin konuşulan diller tanımıyla, incelenen tesadüfi örneklemin % 9'u Kürtçe bilmektedir. Ayrıca örneklemde az sayıda Azerice, Makedonyaca, Ermenice, Arnavutça ve Yunanca konuşan vatandaşlara da rastlanmaktadır. Din itibariyle, eşantiyonun büyük bir çoğunluğunun müslüman olduğu ortaya çıkmaktadır. Belçika'da alevi ve sunni vatandaşlar bulunmaktadır. Ayrıca adı geçen ankete katılan 8 Türk hiristiyandır. Ekonomik göçmenlerle siyasi ilticacıların kültürel yapılanmaları, devam ettikleri dernekler, uğraşları, Türkiye ile olan ilişkileri, vs., doğasıyla genellikle çok farklıdır. Göçte doğan gençlere gelince, onlar da Batı kültürüne daha yakın, ayrı ve yeni bir topluluk olarak ortaya çıkmaktadırlar.

 

1975 yılından sonra Belçika'ya gelen Türklerinin kültürel kimliğinin yapılanmasında pozitif gelişmelere rastlanmıştır. Örneğin, 1964-1974 arasında göç eden birinci dalga göçmen işçiler çizgisine oranla okur yazar oranı çokça artmıştır. Belçika'ya göç edenlerin % 36'si ilk, % 25'i orta, % 29'u lise ve % 10'u meslek yüksek okullarından mezundur. Göç eden bireylerin Belçika'ya göçten önceki sosyal ve profesyonel geçmişleri konusuna gelince, önemli bir bölümünün göç öncesi memur oldukları gözlenmiştir.

 

BELÇİKA'DA TÜRK TOPLUMU, KÜLTÜRÜ, ENTEGRASYONU

 

Bugün Belçika'da yaşayan Türklerin büyük bir bölümünü 25 yaşın altındaki gençler oluşturmaktadır. Belçika doğumlu gençlerin oranı Türk nüfusunun çeyreğini oluşturmaktadır. Belçika'daki Türklerin yarısı Hollandaca konuşulan Flaman bölgesinde yaşamaktadır. Bu bölgede Limburg vilayeti, Gand ve Anvers şehirleri en çok Türkün bulunduğu yörelerdir. Nüfusun çeyreği Brüksel'in kuzeyinde mütevazi semtlerde toplanmıştır. Geriye kalanlar, Fransızca konuşulan Valon bölgesinin küçük sanayi merkezlerini mekan seçmişlerdir. Borinage bölgesi (Mons ve civarları) maden işçilerine evsahipliği yaptığı gibi, Charleroi ve Liège'de yaşayan Türkler çoğunluktadır. Belçika'nın güneyinde Lüksemburg vilayetinde orman köylerinde orman endüstrisi ile uğraşan küçük göçmen grupları vardır. Genelde Flaman ve Valon kantonlarında yaşayan Türkler sanayi merkezlerine veya kömür ocaklarına yakın yerleşim ünitelerinde oturmaktadır. Bugün maden ocaklarının işletilmemesine rağmen, işçi aileleri aynı mahallelerde kalmayı tercih etmişlerdir. İşçi sitelerinden ibaret bu mahalleler, diğer uluslara kucak açtığı gibi Türk toplumunun yapılanmasına da şahit olmuştur. Bu dayanışmada hemşehirlilerin gurbette birlik ve beraberliğin etkisi büyüktür. Brüksel, Anvers, Liège, Charleroi ve Gand gibi şehirlerde rastlanan toplu yerleşim biçimleri Türklerin güncel hayatın birçok noktalarına etki etmektedir.

 

Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler zamanla Türk kültürünü temsil eden kurum ve kuruluşların, ticaret merkezlerinin ve camilerin çoğalmasına, belirli bir örgütlenmeye tanık olmuştur. Genellikle din ve kültür temsilciliklerinin denetimine olan bu merkezlerin özellikle kadınlar ve gençler üzerinde ki etkisi büyüktür.

 

Görülüyor ki dini yapılanmanın göçmen Türkler üzerindeki birleştirici tesiri önemlidir. Brüksel Flaman Üniversitesinin Türk toplumu hakkında 1995'te yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre, Belçika'da Türk erkekleri genel olarak haftada en az bir kez mahallelerindeki camiye gitmektedirler. Velilerin küçük yaşlarda çocukları kuran kurslarına gitmeye teşfik etmeleri de tespit edilen gerçekler arasındadır.

 

Özellikle Türk ticari kuruluşlarının toplu mekanlara serpilmesi çizgidışı bir birlikteliğe neden olsa da, çoğu Türk ailelerinin ekonomik gelişmesini sağlamıştır, dıştan gelebilecek tehditlerden korumuştur. Basın ve yayın organları göçmen Türk toplumuna önemli hizmetler götürmektedirler. Hürriyet, Milliyet ve Türkiye gibi gazeteler, uzun yıllardır Belçika'da olduğu kadar Avrupa'nın diğer ülkelerinde de satışa sunulmaktadır. Bunun dışında Türk TV kanallarının çoğaltılması, Türkçe iletişim olanaklarını önemli bir şekilde artırmıştır. Özellikle anadil alanında göçte doğan gençlere gelişme olanağı sağlayan bu gereçler, yeni kuşak gençliğinin olduğu kadar birinci nesil göçmenlerin de birinci ilgi odağı olmuştur.

 

Göçmen Türkler kimi sosyal zorluklara rağmen, Belçika'da olduğu kadar diğer Avrupa ülkelerinde de, kültürel uyum uğruna genel olarak örf ve adetlerinden ödün vermemiş ve çoğu geleneklerini korumayı başarmışlardır. Tribalat gibi birçok Avrupalı gözlemciye göre göçmen Türkler öze dönük bir aile kuramının temel örnekleridir. Ancak, bu durum göçmenlerde yer yer uyum değerlerine yabancı kimliklerin gelişmesine, eğitim ve iletişim sorunlarına neden olmakta ; laik ve bireysel dünya anlayışı ve modern evlililik kuramlarından uzak kısır bir güzergaha girebilmekte. Sosyal sorunlara ve dışlanmalara meydan vermekte. Bu ikilemin çözümü, Belçika Türkünün kültürel farklılığını global topluma uyum yararına kullanabilmesine bağlıdır.

 

Bu gençler iki gruba ayrılmaktadır : - Belçika'da doğmuş ikinci kuşak gençleri ; - Türkiye'de doğup büyümüş, kendi arzusu ile göçe yeltenmiş birinci kuşak bireyler ve bunların arasında, evlenipte Belçika'ya gelenler.

 

Toplam Türk nüfusun beşte birini oluşturan 19-31 yaş gençlerinin, önemli bir bölümü Belçika doğumludur ; % 80'i evlidir ve çocuk sahibidir. Ancak aile başına düşen ortalama çocuk sayısı bir önceki göçmen nesle göre daha azdır. 19-31 yaş dönemi Türklerinin göç edilen ülke diline hâkimiyeti daha büyüklere oranla daha verimlidir : % 59'u o dilde sıkıntısız mektup yazabilirken, 32 yaşın üzerindekilerde bu oran ancak % 13'tür. Doğasıyla daha da genç nesillerde ise yabancı dilde okur-yazarlık oranı ve eğitim düzey ve kalitesi göreceli olarak daha yüksektir. Sonuçta, 19-31 yaş grubunun birinci kuşak göçmenlerle tamamı Belçika doğumlu ikinci nesil arasında köprü konumda, karma bir görünüm sunduğu görülmektedir. Yaşlıların aksine, genç nesiller anavatana temelli dönüş emelleri beslememektedirler. Bununla birlikte Türkçe konuşup, yazıp okuya bilmekteler. Ancak, bu dil becerisinin yitirilmemesi için acil olarak bundan sonraki nesillere özgün yeni dil eğitimi politika ve uygulamaları öngörmek gerekmektedir. İş pazarı gençler açısından en sorunlu uyum eksenini oluşturmaktadır. Birinci kuşak göçmenler vasıfsız işçilik konumlarına karşın, işsizlik ve beraberinde getirdiği sorunlar zincirininden korundular. Ancak, Belçika'da iş pazarının 1970'lerin sonundan beri ard arda geçirdiği krizler ikinci kuşak Türk gençlerinin istihdam sorununu büyütmekte ve artan vasıf düzeyine karşın çok yoğun ve o derece anlaşılmaz bir sıkıntı ortamı yaratmaktadır. Ayrıca, toplumda ve iş pazarında ayrımcılık ve ırkçı tavırlar, büyüklerin tanımadığı ancak gençlerin acısını çektiği olgular arasında. Bu durum, en çok evlenme yolu ile Belçika'ya gelen gençleri etkilemektedir. Gözlemlere göre, gençlerde izlenen sosyo-kültürel değişimler çok yönlü bir gelişim sürecine girmiştir. Özellikle kültürel değerlere yansıyan ideolojik tutumlar (dini, siyasi görüşler) ve sosyal davranışlar (yabancı dil bilgisi, evlilik türleri, vs.), izlenilen gelişmelerin ayrı ayrı kültür kalıplarını (Batı, Türk) birbirleri ile bagdaşlaştırma yolunda ilerlediklerini göstermektedirler.

 

TÜRKLERİN BELÇİKA EĞİTİM SİSTEMİNDE YERİ

 

Belçika'nın Fransızca konuşulan kesiminde (Valonya ve Brüksel) 27000 Türk genci yaşamaktadır (3-24 yaş). Bir o kadar genç de Flaman bölgesinde bulunmaktadır. Halen bunların 19000'i ülkenin Fransızca konuşulan güneyinde, 17000'i ise ülkenin Hollandaca konuşulan kuzeyinde bir okula devam etmektedirler. Valonya ve Brüksel'de 3000 çocuk anaokullarına, 8000 öğrenci ilkokullara, 7000 genç ortaokul ve liselere, 400 kadar genç de yüksek öğrenime devam etmektedirler. Flaman bölgesinde bu sayılar sıra ile 4000, 8000, 5000 ve 200 olarak belirlenmiştir. Bu gurubun eğitim derecelerine göre % 40-50'lik bir bölümü kızlardan oluşmaktadır. Eğitim sistemindeki Türk öğrencilerinin sayısı 1970'lerin başından beri büyük bir artış göstermiş, neredeyse ikiyle katlanmıştır. Bu artışın hızında belirgin bir yavaşlamanın hissedilmesine rağmen, daha bir kaç yıl süreceğe benzemektedir. Türk öğrencilerinin aşağı yukarı % 4'ü özürlü okullarına devam etmektedir. Bu oranı Belçikalı özürlü gençlerin sayısı ile karşılaştırırsak (% 2), iki katı daha yüksek olduğunu ve 1974'ten bu yana artmakta olduğunu gözleriz. Belçika'da Türk çocuklarının ancak bir bölümü anaokul eğitiminin tamamını (üç yıl) izlemektedir. Kaldıki bunların üçte birinin devamsız olduğu tespit edilmiştir. 1991'de yapılan bir anket sonucu, Türk çocuklarının üçte ikisinin ilkokulda en az bir kere sınıfta kaldığı gözlenmiştir. Bunların % 25'i diploma alamazken, ortaokullara devem eden gençlerin % 60'ı meslek okullarına kayıtlıdır, % 40'ı en az bir defa sınıfta kalmıştır. Gençlerimizin ancak yarısı orta öğrenim diploması alabilmektedir. Liseyi bitirenlerse üçte biri aşmamaktadır. Her elli gençten ancak biri yüksek öğrenime kayıt yaptırmakta ; bunların da ancak yarısı eğitimlerini tamamlayabilmektedir.

 

ANAOKULU EĞİTİMİ VE SORUNLARI

 

Belçika'da eğitim sistemi 2,5-6 yaş çocuklarına seslenen anaokulu ile başlar. Eğitim yaşanılan bölgeye göre Fransızca, Hollandaca veya Almanca yapılır. Anaokulu mecburi eğitime dahil değildir. Ancak, 3 yaşından itibaren Belçikalı çocukların hemen hepsi (% 98) ücretsiz olan anaokulularına devam ederler. Anaokulunu izlemeyen veya devamlı izleyemeyen çocukların ilkokulda başarı düzeyinin düşük olduğu gözlenmiştir. Türk çocuklarının anaokullarındaki varlığının son yıllarda artmasına karşın, ilgili yaş grubunun ancak % 80'i gerçekten eğitim görmektedir. Devamsızlıklar haliyle eğitim kalitesini etkilemektedir ve yabancı dil öğrenimini zorlaştırmaktadır. Türk çocuklarının genel olarak eğitim alanındaki sorunlarının bir bölümü, anaokul çağındaki devamsızlıklarından kaynaklanmaktadır. Kimi aileler, anaokullarını sadece bir bakımevi veya yuva olarak görmektedir. Bu bağlamda aile, anaokullarının eğitim ve öğretim işlevlerini gözardı etmektedir. ∑üphesiz okul, göçmen çocuklarının sosyalleşme ve uyum sürecinde temel kurum olarak görülmelidir. Ancak göçmen ailelerin uyum sürecini şekillendirebilecek bir eğitim siyasetinin yokluğu, Belçika'daki göçmenlerin uyum bilincini de zedelemiştir. 1997 yılında Liège Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada göçmen aillerinde ilkokul öncesi eğitime başlama yaşının ailenin yapısıyla ilişkili olduğu gözlenmiştir. Kalabalık ailelerin çocukları diğerlerine oranla daha geç okula başlamaktadırlar. Ayrıca, Türkiye'de doğan çocukların Belçika'da doğanlara göre anaokuluna daha geç başladıkları bilinmektedir. Kendileri eğitim görmemiş ana-babaların çocukları diğerlerine göre okula geç başlamaktadırlar. Annenin yaşının, ilk çocuğun okul eğitimine başlama yaşıyla ilişkisi vardır : annenin yaşı ne kadar gençse çocukta o denli geç eğitim alacaktır. Yabancı dil bilgisi kıt olan ana-babaların çocukları anaokuluna geç başlamaktadırlar. Türk ailelerinde, anaokullu çocuklar genellikle babaları tarafından okullarına götürülmektedirler. İş sahibi babalar çocuklarını anaokuluna diğerlerine göre daha erken yaşta ve hergün daha erken saatlerde bırakmaktadırlar. Babanın bu rolünü çalışmayan anne üstlendiğinde çocuklarda devamsızlık oranı büyümektedir. Belçika'da ev ve meslek sahibi olmuş ve bu memlekete uzun zamandır temelli yerleşmiş göçmen ailelerinde, ilkokul öncesi eğitim dahil, öğrenime genel olarak verilen önem büyük olmakta ve bu çocukların okula devamına olumlu olarak yansımakta. Kısaca, velilerin iş hayatı ve akşam yatma, sabah kalkma saatleri, okullu çocukların eğitim kalitesine etki edebilmektedir.

 

Liège'de yapılan ankette, öğrenci, öğretmen ve velilerin ilişkilerine dikkat edilmiştir. Değerlendirme sonucunda, Türk velilerin ancak yarısının çocuklarının öğretmenleri ile devamlı ilişki içerisinde oldukları anlaşılmaktadır : bu velilerin okuldaki toplantılara katıldıklarına işaret edilmektedir. Özellikle annelerin okullarla ilişkilerinin daha yoğun olduğu görülmektedir. Kimi anneler gerektiğinde öğretmenlere yardım edebilmekteler. Görüldüğü gibi anneler, okulla aile arasındaçok önemli  bir kenetlenme unsuru olabilmektedirler. Bu göçmen kadınların yabancı dil bilgisi konusunu gündeme getirmektedir. Okul ve göçmen aile, ilişkileri sayesinde karşılıklı olarak birbirlerinden neler bekleyip birbirlerine neler getirebileceklerini anlayabilirler. Anlaşmanın olumlu etkileri çocukların eğitimdeki başarısına yansımaktadır. Okullar ve aileleri yaklaştırmaya çalışan projelerin mutlaka desteklenmesi gerekmektedir. Velinin öğretmenlerle temasında, uzlaşmayı sağlayacak belirli bir dil birikimine ihtiyaç vardır. Bununla birlikte Fransızca veya Hollandaca bilmeyen velilerin de eğitimcilerle uzlaşabildiği gözlenebilir. Nitekim Türklerin yoğun olarak bulundukları kimi mahallerde, okul yöneticileri, öğrencilerin velileri ile sağlıklı ilşkiler kurulmaya özen göstermektedirler. Aile ile okul arasındaki sosyal ilişki, dil bilmeyenler için komşular, tercümanlar aracılığıyla kurulabilmektedir. Göçmenler arası yardımlaşma, Belçika'ya yeni yerleşen ailelerin da kaynaşmasına destek olmaktadır. Okullarda gerçekleştirilen velilere yönelik etkinlikler (dil kursları, toplantılar, gösteriler, günler, vs.) iletişimi kolaylaştırdığı kadar, velilerin okulla bağdaşlaşmasını sağlamaktadırlar.

 

İLKOKUL EĞİTİMİ VE OKULDA BAŞARI

 

Son yıllarda yapılan araştırmalar, Türk çocuklarının Belçika'da ilkokulda başarısız olduklarını göstermiştir. Bu öğrencilerin % 60'ı ilköğrenimleri sırasında en az bir kez sınıfta kalmaktadırlar. Aynı oran, Belçikalı öğrenciler arasında % 20'dir. İlkokul döneminde başarısızlıklar, fransızca konuşulan Valon bölgesinde daha yoğundur. Aynı bağlamda araştırmalar, Belçika doğumlu Türklerin, Türkiye'den gelenlere oranla, daha başarılı olduğunu ıspatlamışlardır. Türk çocuğunun okuldaki başarısızlığı en önce eğitimin verildiği dili yeterince bilmemesinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, psikolojik açıdan, iki "dünya", iki kültür ve hatta iki lisan arasında ikileme giren çocuk, şüphesiz sorunlu bir kimlik geliştirebilmektedir. Dolaysıyla gerek okulu ve gerek ailesi ile yaşadığı kültür çatısmalarının eğitimdeki başarısına darbe vurması olasıdır. Bunun yanında, göçmen ailelerinin yaşayabileceği ekonomik sıkıntılar, başarısızlığı körüklemektedir. Belçika eğitim sistemi, tarihi boyunca, kendisine fırsat eşitliğini, fikir özgürlüğü ve sosyal adaleti bir ideal olarak belirlemiştir. Ancak, bu sistem farklı kültürlerden gelen göçmen gruplara hizmet götürmekte zorlanmakta, başarısızlığa uğramakta ve eğitim alanında ayrımcılığa neden olmaktadır. Örneğin, 90'lı yıllarda toplanan Belçika Sosyal Alanda Çalışan Türkler Birliği üyeleri araştırmalarında, kırsal kesimden gelen Türk ailelerinin, Belçika eğitim kurumlarından çekindiklerini ; burada endişe ve arzularını yeterince dile getiremediklerini gözlemiştir. Ayrıca, 1970'lerde Belçika'ya göç eden Türklerin üçte bir gibi önemli bir bölümünün okula gitmemiş olduğunu anımsamak anlamlıdır. Aslında Belçika okulları ve göçmen veliler arasında yok diye bileceğimiz kadar az olan ilişkiler bu karşılıklı dışlanma gerçeğine ışık tutmaktadır.

 

BELÇİKA'DA TÜRK DİLİ VE KÜLTÜRÜ EĞİTİMİ

 

Belçika'da Türk dili eğitimi, Avrupa Konseyinin karaları doğrultusulda, azınlık dilleri eğitim programları bünyesinde hayata geçirilmektedir. Dersler, Türkiye'den gelen ve T.C.'nin görevlendirdiği öğretmenler tarafından verilmektedir. Bu öğretmenler, altı yıl kadar hizmet verdikten sonra Türkiye'ye geri dönmektedirler. Aralarında yabancı dil öğrenen ve Belçika eğitim sistemine intibak edenlerin sayısı azdır. Verilen dersler, genellikle Türkiye'de izlenilen müfredata sadıktır ve Avrupa'da yaşayan gençlerin gündemine uygulanması şarttır. Dersler akşam saatlerinde, kısıtlı bir çerçeve içerisinde verilmektedir. Belçika okullarının bu dersi bünyelerine ciddi bir şekilde entegre etme arzusunu gösterdikleri söylenemez. Bu yetersizlikleri gidermek için halen kimi çalışmalar yapılmaktadır. Bunlara Avrupa'da eğitim görmüş Türk asıllı eğitim ve dil uzmanlarını ortak etmek gerekmektedir. Diplomatik kanal aracılığıyla elde edilen bilgilere göre, bugün Belçika'da 8000'e yakın Türk öğrencisi Türk dil etkinliklerine katılmaktadır. 150 kadar Türk eğitmen bu alanda hizmet vermektedir. Çalışmalar, özellikle Türk çocuklarının yoğun olduğu mahallelerde gerçekleştirilir. Türkçe derslerinden faydalanan en büyük öğrenci kitlesi ilkokulda okumaktadır. Ayrıca ana ve orta okullarda da Türkçe dil dersleri verilmektedir. Belçika'nın üç büyük üniversitesinin (Liège, Gand, Brüksel) eğitim müfredatlarına Türk dil etkinliklerini dahil etmiştir. Ancak bu ek programlar Türkçe öğretmeni yetiştirmek için yeterli değildir.

 

Brüksel üniversitesinin gerçekleştirdiği bir ankette, Belçika'da doğup büyümüş Türk gençlerinin % 80'inin Türk dilini rahatlıkla konuşup, okuyup yazabildiğini göstermektedir. Bu başarıda ailelerin payı büyüktür. Ancak aynı gençlerin yaşadıkları bölge dilini bilme dereceleri nispeten düşük olabilmektedir : gençlerin % 66'sı bu alanda hiçbir zorluk çekmediklerini söylemekteler. Fransızca veya Hollandaca dışında başka bir yabancı dil bilen Türklerinin gençlerinin sayısı çok azdır. Belçika'daki Türk gençlerinin hemen hepsi Türk yazılı basınını ve televizyonlarını izlerken, ancak % 60'ı aralıklı olarak Belçika basınını okumakta. Bu veriler öğrencilere birden çok dili birden öğretmenin yollarını aramanın önemini gündeme gertirmektedirler. Anadile verilen önem, yabancı dilleri öğrenmenin temel anahtarı olduğu gibi, aynı zamanda kültürel uyuma atılan bir adımdır. Ancak, yaşanılan memleketin dilini veya dillerini iyi bilmek sosyal ve ekonomik uyumun anahtarıdır. Böylelikle iki dil, iki kültür arasında geliştirilen mantık unsuru bireysel entegrasyonu kolaylaştıracak bir güç, bir seçkinlik olacaktır.

 

ÖZÜRLÜ EĞİTİMİ VE SORUNLARI

 

Belçika'da özel eğitim hizmetleri, fizik veya zihinsel özürlü çocukların devam ettiği öğretim müfredatlarıdır. Bu okullar, ana, ilk ve orta düzeydedir. Bu okullara giden çocukların yaklaşık % 70'i, başarısızlıkla sonuçlanan ilkokul eğitimi sonucunda, özel eğitime, 9-10 yaşına doğru gönderilir. İstatistikler yaklaşık 1500 Türk çocuğunun özel okullara devam ettiklerini tesbit etmiştir. Bu oran, ilkokul öğrenimi gören toplam öğrencilerin 4,7'sidir ve aynı öğrenimi gören Belçikalı çocukların oranının iki katıdır. Bu göçmen çocukların yarıdan çoğu (% 55) ilkokula devam etmektedir. Özel (spécial) orta öğrenim öğrencilerinden % 59'u Flamanca, % 41 ise Fransızca konuşan bölgede okumaktadır. Özel ortaokullardaki Türk çocuklarının ancak % 30'u kız çocuklarıdır. Başarısız öğrenciler, fakir mahalle okullarına ve bu okulların meslek eğitimi bölümlerine doğru kaydırılmaktadırlar. Kimi zaman yaşanan öğrenim zorlukları, kimi öğretmenlerce güya kötü aile eğitimine, sözde akraba evliliklerine ve hatta çocukta gözlendiği sanılan kalıtımsal, ruhsal ve zihinsel bozukluklara dayandırılmaktadır. İlkokulun ilk yıllarında zorlanan sağlıklı bir çocuk, kendisini bu şekilde özürlü okullarında bulabilmektedir. Yabancı ailelerin yaşam koşulları hakkında genelde bilgisi az olan ve önlerindeki vakaları salt birer Batılı gözü ile algılayan öğretmen ve psikologların önerileri ile -haklı veya haksız olarak- en başarısız öğrenciler belki de bir daha hiç çıkamıyacakları özürlü okullarına sevk edilmekteler. Bu, kimi "sorunlu" öğrencileri okul dışı bırakırken, adı geçen merkezlere ve halen boşalmaya yüz tutmuş kimi özürlü okullarına yeni "müşteriler" yaratmaktadır. Bu arada, okullardan gelen öneriyi geri çevirebileceğinin bilincinde olmayan veliler, çocuklarını "deli okulu" dedikleri bu kurumlara göndermeye boyun eğmekte, kimi zamansa, bu durumu çocuk parasını arttırdığı için kabul etmektedirler. Türk çocuklarının karşılaştığı öğrenim zorluklarının büyük bir kısmına dil yetersizliğinin ve uygulanan klasik eğitim yöntemlerinin neden olduğu düşünülürse, sonucun en başta normal okullardaki eğitimin kalitesini arttırmaktan geçtigi görülür.

 

ORTA ÖĞRENİM VE MESLEK SEÇİM SORUNLARI

 

Belçika'da orta öğrenim kurumları 18 yaşına kadar zorunlu öğrenim öngörmektedirler. Altı yıllık bir eğitim verirler. Eğitim ücretsizdir ve Devlet okullarının yanısıra özel (libre) teşebbüs okullarda da verilebilmektedir. Özel sektör okullarınIn hemen hepsi Katolik okullardır. Eğitim üç ana daldan oluşur : genel eğitim, teknik eğitim ve meslek eğitimi. Genel olarak bunlardan ilki üniversiteye, ikincisi yüksek meslek okullarına, üçüncüsü ise direkt olarak iş pazarına açılırlar. Arzu eden meslek okulu öğrencileri eğitimlerini bir yedinci teknik sınıf okuyarak tamalayıp, yüksek okullara gidebilirler. Her sektörde sayısız bölümler bulunmaktadır ve hemen her meslek okulda öğretilebilmektedir. Eğitimlerinin bu safhasında yapacakları seçim, öğrencilerin ilerideki meslek hayatını büyük ölçüde belirleyecektir. Orta okul ve liselerde yönlendirme sorunu Türk öğrencileri ve ailelerinin başlıca sorunlarından biridir. Belçika'da orta öğrenim kurumların % 20'sini yabancı öğrenciler oluşturmaktadır. Ancak, bu oran klasik genel eğitim kurumlarınnda % 15'lere düşmektedir. Teknik meslek liselerinde okuyan yabancı asıllı öğrencilerin oranı ise % 30'ları aşmaktadır. Bu değerler uluslara göre değişim göstermektedir. Bilinen gerçek Belçikalıların teknik okullara ve meslek eğitimine rağbet etmediğidir. Bunların ancak % 10'u bu tip okullara gitmektedir. Buna karşın, Belçika'daki gençlerimizin yaklaşık % 70'i teknik okullara ve meslek okullarına yönlendirilmektedir. Bu şekilde vasıfsız olarak meslek okullarından ayrılanlara çoğu iş kapıları kapanmaktadır. İlköğrenim diplomasını alamamış Türk gençleri için aslında orta okulda bölüm seçimi diye bir sorun yoktur : zorunlu olarak profesyonel meslek eğitime yönlendirilirler, birbirilerini izleyerek kümelenir ve o oranda orta öğrenimi bitirme sanslarını azaltırlar. Kendilerine seçim hakkı tanınanların çoğunun bilinçli bir seçim yapmadığı ve "daha yakın", "daha kolay", "arkadaşı orada" olduğu için bugün iş pazarında fazla ihtiyaç duyulmayan dallara yöneldikleri gözlenmiştir. Velilerin de okul seçme alanında bilgisizlikten duyarlı davranmadığı gözlenmektedir. Bu durumda, diploma alanlar da iş bulamamakta ve ailelerin okula olan küskünlüğünün biraz daha artmasına neden olmaktalar. Aynı durum kimi yüksek okul bitirmiş gençler için de geçerlidir : öyleki bazı aileler sabit iş bulamayan üniversitelilerin düşük gelir durumlarını örnek vererek, eğitimin gereksiz olduğu kararına varmaktadırlar.

 

Belçika eğitim mevzuatında herkesin her çesit okulda eğitim hakkının olduğu belirtilmiş olsa bile, kimi okullardaki uygulamalarda gözle görülür bir ayrımcılığın yaşandığı bilinmektedir. Yabancıların yoğun olduğu bölgelerde okulların kalitesi düşüktür ve göreceli olarak az yatırım alırlar. Bu okullardan çıkan gençlerin diğer okullara uyumu oldukça güçtür. Üstelik prestijleri lekelenmesin diye, kimi tanınmış okullara başvuran yabancı gençler caydırılmaya çalışılmaktadırlar. Özel okul konumunda olan bazı serbest Katolik okullar dışlamayı sistematik bir hale getirmişlerdir ; özellikle Flaman bölgesinde, "kara okullar-ak okullar" ayrımcılığını körüklemektedirler.

 

YÜKSEK OKUL VE ÜNİVERSİTE ÖĞRENİMİ

 

1982-1983 öğretim yılından beri, Belçika'da yüksek okullarda okuyan göçmen Türk öğrenci sayısında gözle görülür bir artış kaydedilmektedir. Bu artış Fransızca eğitim veren yüksek okul ve üniversitelerde daha belirgindir. Örneğin, üniversitelerde Türk öğrenci sayısı 1971-1993 döneminde 113'ten 478'e yükselerek 4 katına çıkmıştır. 1993-1994 öğretim yılından sonra, Türk öğrencilerinin Flaman ve Valon üniversitelerindeki sayıları tabiyet değişimleri yüzünden giderek azalmaya başlarken, çifte vatandaşlık sahibi Türk öğrencilerin sayısının hızla arttığı tahmin edilmektedir. Yüksek okullarda ve üniversitelerde okuyan Türk öğrencilerinin % 40'ını kızlar oluşturmaktadır. Bu oran, üç yıllık kısa programlarda (uygulamalı sosyal bilim ve eğitim okulları) % 46'dır. Üniversite dışında teknik meslek yüksek okullarında Türk öğrenciler arasında kızların oranı sadece % 29'dur. Türklerin daha çok Flaman bölgesinde bulunmalarına rağmen, Fransızca konuşulan bölgelerde yüksek öğrenime katılım ve başarıları daha yüksektir. Türk öğrencilerinin hangi eğitim dallarına yöneldiği sorusuna karşılık olarak kız öğrencilerinin yarısının tıp eğitimini seçtiğini söyleyebiliriz. Erkeklerde tercihler daha çok ekonomi, uygulamalı iktisad, uluslararası ticaret, siyasal bilimler, vs., gibi dallara yönelmektedirler. Mühendislik eğitimi, hukuk, fen bilimleri ve sosyal içerikli dallar (buna eğitim fakülteleri dahildir), genç Türklerin fazla ilgisini çekmemektedir. Üniversiteye giden Türk öğrencilerinin başarısızlık oranı yüksek olmasına rağmen okulu terk etme gibi davranışların azalmaya yüz tuttuğunu gözlemekteyiz. Zorlanan öğrenciler artık başka dallara geçiş yapmaktadırlar. Sonuçta, yüksek öğrenime kayıt yaptıran Türk talebelerden % 70'i her hangi bir yüksek eğitim kurumundan mezun olabilmiştir.

 

İŞ PAZARI VE SORUNLARI

 

Belçika'daki Türk gençlerinin iş pazarındaki konumu hakkında yapılan gözlemlere göre, bu gençlerin kültürel kimliği, sosyal ve ekonomik yelpazedeki yerlerine bağlantılı olarak gelişmektedir. Bu alanda başarı, bir çok gencimiz için aile ve grup bağlarının etkisi altındadır. Nitekim, uzun yıllardır Belçika'da yaşayan göçmen ailelerin çocukları ve torunları, bugün düzgün yabancı dilbilgisi ve teknik becerilere sahip olmuşlardır. Ancak, Avrupa'ya göç akışı durmadığına göre, Belçika'ya henüz yeni yerleşen Türkler genellikle bu niteliklere sahip değildirler. Türkiye doğumlu gençlerin büyük bir çoğunluğu, okul hayatında ve sosyal uyum sahasında güçlük çekmektedir. Buna rağmen, yaşamlarının büyük bir bölümünü Türkiye'de geçirmiş bazı gençler, anavatanlarında eğitim görmüş ve meslek deneyimine sahip olabilmekteler. Bunların bir kısmı Türkiye'de edindikleri beceri ve tecrübeleri Belçika'da değerlendirme eğilimine girerek, mesleki uyumlarını gerçekleştirebilmektedirler. Ne varki evlilik bağları sayesinde Belçika'ya gelenlerin büyük bir bölümünün yabancı dil yetersizlikleri, yerel kurumlarla iletişimsizliğe neden olmakta ve dolayısı ile bu kişilerin iş bulma olasılığını ipotek altına almaktadır. Ayrıca, Belçika'nın sosyal güvence mevzuatı, Avrupa Birliği sınırları içerisinde öğrenim görmemiş kimselerin iş bulmasını zorlaştıracak niteliktedir. Bu durum soyal yardımla geçinen işsiz gençlerin sayısını kabartmakta ve bireylerin psikolojisine etki etmektedir. Amaçsız, vasıfsız ve tasarımsız gençler içe dönük bir kimlik geliştirmekle birlikte, göçmen edilen toplumla ilişkileri sınırlıdır. Çıkmazda olan bu gençler, her an ırkçı davranışlara hedef olabilmektelerdir. Genç kuşaklarda % 40'ları bulan kabarık işsizlik oranı Türklerin Belçika iş pazarındaki en büyük sorunudur. Bu tip elverişsiz ortamlarda, herşeye rağmen ekonomik başarıya ulaşan Türk gençlerinin, ailelerinin ve göçmen Türk grubunun öz kaynaklarını iyi kullanarak, özellikle serbest mesek ve ticaret alanlarında iş kurdukları gözlenmiştir. Sayıları gün geçtikçe artan bir Türk genç kitlesini bünyesine çeken diğer bir iş sektörüde sosyal hizmet, eğitim ve kamu hizmetleridir.

 

BELÇİKA TÜRK İŞGÜCÜ

 

Türk nüfusunun yaklaşık % 51'ini barındıran Flaman bölgesi, emekçilerin % 54'üne, işsizlerin % 38'ine ve serbest meslek sahiplerinin % 44'üne evsahipliği yapmaktadır. Flaman bölgesinde işsizliğin giderek azalması, yörenin canlı bir ekonomik alt yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Sonuçta, 2000 yılı itibariyle, Valon bölgesinde yaşayan aktif Türklerden yarıya yakını (2800 kişi) işsiz statüsündedir. Flaman yöresinde bu oran "sadece" % 25'tir (3200 kişi). İşsizlik oranı Brüksel Türkleri arasında % 35'tir. İşsiz Valon Türklerinin sayısı artarken, sağlıklı gelişen bir ekonomi, işsizlik oranlarının genel olarak Flaman bölgesinde sınırlı kalmasını sağlamıştır.

 

Belçika'da yaşayan Türk kadınları, 1990 ortalarından günümüze, çalışan (aktif) nüfusun üçte birini oluşturmuştur. Bu değere karşılık, Belçikalı kadınların çalışma oranı % 48'dir. Belçika'daki çalışan Türk kadınlarından (yaklaşık 10000 kişi) % 75'e yakını vasıfsız işçi olarak çalışmaktadır. Bu grubun yarıya yakını gündelikçi-temizlikçi olarak çalışmaktadır. Bu oran, 1991'den beri sabittir. Türk kadınlarının % 34'ü yarım gün sistemi ile çalışmaktadır. 4500 Türk kadını Belçika işsizlik sigortasından yararlanmaktadır. Bu değer, toplam çalışanların % 45'i demektir ! İşsizlik sigortalı kadınların oranı, son yirmi yıl içinde üç katına çıkmıştır. Kadınlar Türk işsiz grubunun % 40'ını oluşturmaktadırlar.

 

SERBEST MESLEKLERLE İLGİLİ GÖZLEMLER

 

Son 10 yılda (1991-2000) Belçika'da Türk serbest meslek sahiplerinin sayısı Valon bölgesinde 302'den 400'e, Brüksel'de 358'den 750'ye ve Flaman bölgesinde de 440'dan 900'e yükselmiştir. Böylelikle kurulan işyerleri anapara olarak daha çok aile tasarruflarını kullanmakta, işgücü olarak yine aile fertlerine başvurmaktalar. Açılan işletmeler, Göçmen Türk gruplarının yoğun olduğu mahallelerde, özellikle Türk müşteriyi hedeflemekte ve dolayısıyla daha çok, küçük tuhafiye, bakkal ve lokanta gibi yatırımlar sözkonusudur. Belçika'da Türkler tarafından kurulan ticaret işletmelerinin sayısı son 25 yıl içinde (1975-2000) iki katına çıkmıstır. Serbest meslekle geçinen Türklerin oranı toplam çalısan nüfusunun % 7'sini oluşturmaktadır. Bağımsız olarak çalışanların % 16'sını kadınlar oluşturmaktadır. Bunlar çalısan Türk kadın nüfusunun % 3'ünü oluşturmaktadır. Bu alanda 1978-2000 arası hızlı bir gelişme sürecine girilmiştir. Serbest mesleklerle geçinen Türklerin % 37'si Brüksel'de yaşamaktadır. Bu rakam o yörede çalısan Türklerin % 11'ini oluşturmaktadır. Valon bölgesinde yaşayan Türk esnafı, Belçika'da çalışan Türk bağımsızların % 20'lik bir dilimin altına denk gelmektedir. Bu oranlar 1991 yılından bu yana gelişme içindedir : serbest çalışanların büyük bir kısmı, Brüksel'de ve ülkenin kuzeyinde kümelenmeye devam ederken, Valonya'da düşüş kaydedilmiştir. Liège Üniversitesinin 1993'te gerçekleştirdiği bir çalışmaya göre, Belçika'da Türk ticaretinin en gelişmiş olduğu yerler arasında, Türklerin yoğun olarak yaşadığı Limburg vilayeti vardır. Belçika genelinde bulunan Türk işletmelerinin % 18'i Limburg, % 11'i Gand ve % 10'u Anvers bölgesinde bulunmaktadır. Ülkenin güneyinde ise, Liège (% 11) ve Hainaut (% 9) vilayetleri, Türk işletmecilerine evsahipliği yapmaktadır. Bakkal, manav, fırın gibi ticarethaneler, Belçikalılardan çok göçmenleri çeken meslek dallarıdır. Özellikle lokanta ve kahve işletmeciliği Türk yatırımcıları çeken dallar sınıfına girmektedir. Bu dallar Türk serbest çalışanlarının % 75'ini toplamaktadırlar. Türklerin varlık gösterdiği diğer ticari alanlar inşaat ve hizmet sektörleridir (tamir, temizlik, tercümanlık, vs.). Özellikle inşaat sektörü küçük işletmelere imkanlar tanımakta ve bir çok Türk ailesinin ev sahibi olmasına veya konutlarının onarımına olanak tanımaktadır. Göçmenlere has ekonomik atılım davranışı, ikinci nesil Türklerin dil ve kurum bilgi ve becerileri ile pekişerek, Belçika'da yeni bir aşamaya girmektedir. Bunda Belçika'nın geniş Avrupa Türkleri coğrafyasında merkez bir yer işgal etmesinin rolüde bulunmaktadır. Gelecekte turizm ve taşımacılık sektörlerinde Türklerden atılımlar beklenmektedir. Bundan sonraki aşamalar yatırımcıları üretim alanına çekecektir ve böylelikle Belçika'da yetişen Türk asıllı genç iş gücüne yeni bir umut kapısı açılmaktadır.

 

BELÇİKA'DA SOSYAL HİZMET VE EĞİTİM ALANINDA ÇALIŞAN TÜRKLER

 

Özellikle ilgilenilmesi gereken bu profesyonel grubunun önemi yaban elde yetişen gençlerin eğitimi ve sosyal uyumu açısından son derece büyüktür. Ayrıca, bu iş sahası Türk asıllılara Devlet sektörünün ve yönetim kadrolarının kapılarını açmaktadır. Bu gruba yerel politika hayatına yeni atılan belediye encümen azası Belçika Türklerinide eklemek gerekir. Türk sosyal hizmet görevlilerinin yüksek bir eğitim düzeyi ve önemli dil bilgisi olduğu görülmektedir. Bununla beraber, göçten kaynaklanan sosyal hizmet görevlilerinin halen karar yetkisinden uzak, kenar alanlarda bulunduğunun gözlenmektedir. Sosyal alanlarda çalışan Türklerin acil bir şekilde deneyim alışverisi ve meslek içi eğitim ortamları kurmaları, girişimci olmaları ve kendilerini oynadıkları rolün önemi ile orantılı bir şekilde yetiştirmeleri gerekmektedir. Genelde sosyal alanda çalışan Türklerin Türkçe dil bilgileri yaptıkları işler için yeterli olmamaktadır. Bu kimseler, çoğu zaman deneyimsiz oldukları gibi, aralarında sabit iş bulmakta zorlananlar da vardır. Sayıları 650 ila 1000 arasında olan bu kümede, öğretmen, eğitmen, hemşire, doktor, sosyal yardım görevlisi, tercüman, psikolog, dernek yöneticisi, spor antrenörü, sanatçı, din adamı, v. b. gibi karışık meslek gruplarını bulmaktayız. Bu kişilerin Türk grupları ve Belçika kurumları arasında oynadığı "uzlaşma" rolü ve göçmen çocuklarına sunduğu sağlıklı uyum modeli, Belçika'daki Türklerin geleceği için son derece önemlidir. Bu meslek grubunun % 60'ının Flaman bölgesinde hizmet verdigi, yarıdan fazlasının kadınlardan olustuğu ve % 25'inin yüksek öğrenim mezunu oldugu saptanmıştır. En az % 33'ü yabancı gençlerin eğitim sorunları ile ilgilenmektedir.

 

KÜLTÜREL, SİYASİ VE DİNİ GELİŞMELER VE SAĞLIK SORUNLARI

 

Belçika'da yaşayan insanların dini inançları ile ilgili kesin istatistik bilgilere rastlamak zordur. Dolayısıyla, bu ülkede bulunan Müslümanların sayısının kesin tesbitini yapmak ve bu insanların kültürel ve siyasi tutumlarını sosyolojik olarak tanımlamak oldukça güçtür. Bu alanda bilinen en sağlıklı ve en yeni değerlendirmeler, Belçika Müslümanlarını 350-370 bin olarak göstermektedir. Bu grubun üçte biri Türklerden oluşmaktadır. Bugün Belçika Müslümanların % 80 ila % 90'lık bölümü 1960-1970 yılları işçi göçünün uzantısıdır. Bu sınıf oldukça genç olduğu gibi, nüfusu giderek artmaya devam etmektedir. 1990 kayıtlarına göre Müslümanlar toplam ülke nüfusunun % 3'ünü oluşturmaktaydılar. Bugün bu oran toplam ülke nüfusunun % 4'üne yakın bir bölümünü oluşturmaktadır. İslamiyet, uzun yıllardır Belçika'da mümin sayısı itibariyle, Katoliklikten sonra ikinci din durumundadır. AnketlerdeTürk asıllı gençlerin büyük çoğunluğun Müslüman olduklarını ifade ettikleri kaydedilmiştir. Görüldüğü gibi, İslamiyet göçmen Türk toplumunun önemli bir kültürel bir boyutunu oluşturmaktadır. Cami ve dernek listeleri, Türk cematinin ibadet merkezleri ve davranışları hakkında bilgi vermektedir.

 

Belçika Türk camilerinin sayısı, 1982-1992 dönemlerinde, 42'den 79'a yükselmiştir. Günümüzde Türk camilerinin sayısı 80'i aşmaktadır ve bu rakam son 6 yıldır değişmemiştir. Cami listelerinde göz gezdirildiğinde, bunların % 14'ünün Liège, % 24'ünün Hainaut, Namur ve Lüksemburg, % 11'inin Brüksel ve Brabant, % 25'inin Limburg bölgelerinde olduğu anlaşılmaktadır. Cami sayısı Brüksel, Gand gibi, büyük merkezlerde göreceli olarak az olmakla birlikte, bu camilerin büyük bir kitleye seslendikleri bilinmektedir. Belçika'da Türk camilerinin büyük bir bölümü Diyanet İşleri ile ilişkilidir. Bu camilere hizmet, Büyükelçilik servisleri aracılığıyla ulaştırılmaktadır. Belçika Türk camilerinin yaklaşık dörtte biri Avrupa Milli Görüş Teşkilatı ile ilişkilidir. Türk camilerinin küçük bir azınlığı başka İslami hareketlerle ilişkilidir. Brüksel Flaman üniversitesinin 1995 yılında 1462 kişilik bir eşantiyon üzerinde yürüttüğü ankette, Belçika'daki yetişkin (19 yaş ve üstü) Türk erkeklerin % 16'sının hergün camiye, % 22'sinin de cuma namazına gittiğini belirtilmektedir. Eşantiyonun yarıya yakını, bazı özel gün ve bayramlarda camiye gittiklerinin ifade etmişlerdir. Sorgulananlardan % 24'ü hiç bir camiyle ilişkili değildir. Örneklemde, çalışan ücretli nüfusun % 83'ü, öğrencilerin % 73'ü, işsizlerin % 69'u ve serbest meslek sahiplerinin % 64'ü, en az haftada bir kez camiye gittiklerinin ifade etmişlerdir. Aynı anketin sonuçlarına göre, Türk grubunun % 17'si Türk kültür derneklerine devamlı gitmektedir. Türk spor kulüplerine devam edenlerin oranı ise % 20'dir. Ayrıca Türklerden yalnızca % 2'sinin devamlı olarak siyasi içerikli toplantılara katıldıklarını öğrenmekteyiz. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza çıkartılan seçim engelleri, şimdiye kadar bunların gerek Türkiye'de gerekse ikamet ettikleri yerlerde siyaset yaşamını sınırlandırmıştır. Türklerin daha çok Türk basınına rağbet ettiklerini gözlemlemekteyiz. Göçmenlere yönelik gazeteler, Avrupanın her yerinde satışa sunulmaktadır. Brüksel Flaman üniversitesinin anket sonuçlarına göre (1995), sorgulamaya katılan yetişkin Türklerin % 53'ü Hürriyet, % 16'sı Türkiye, % 4'ü Milliyet ve Tercüman, % 3'ü Milli Gazete ve Cumhuriyet, % 2'si Zaman ve % 1'i de Sabah gazetesi okumaktadır.

 

SAĞLIK ALANINDA VERİLER VE SORUNLAR

 

Bugün Belçika'da yaşayan en son işçi göçü dalgasını oluşturan Türkler sağlık konusunda oldukça sorunlu ama gelişmekte olan bir tablo ile karşımıza çıkmaktadırlar. 1980'lerden önceki yayınlarda, yaşanan sıkıntılar daha çok sağlık kurumlarıyla iletişimsizlikten ve dil bilmemekten kaynaklanmaktaydı. Nitekim 1979 yılında yayımlanan bir araştırmaya göre, yabancıların Belçikalılara oranla, sağlık hizmet tercihlerini daha zorluklarla ve olumsuz bir şekilde yaptıklarını okumaktayız. O tarihlerde yaşanan sorunlar özellikle madenciliğin neden olduğu profesyonel hastalıklar ve iş kazaları ile ilgilidir. Bunlara doğumla ve hamilelik sorunlarını, çocuk hastalıklarını ve ölümlerini eklemek gerekir. Çocukların sağlık durumuna kimi uygun olmayan yerleşim koşullarının etkisi büyüktür (rutubet, gaz zehirlenmeleri, sağlıksız ısınma sistemleri, vs.). 1978 verileri, iş kazaları, iş hastalıkları ve verem gibi sorunların Türkleri Belçikalıları etkilediğinden altı kat daha fazla etkilediğini göstermektedir. Bugün Belçika'da yaşayan15-16 bin Türk aile reisinden % 9'u (1706 kişi), çalışma hastalıkları veya işkazaları neticesinde sakat kalmıştır. Bu grupta her yıl mağlulen emekliye ayrılanların oranı % 3'tür. 1996 yılında 845 Türk hasta mağlulen emekliye ayrılmıştır. Sosyal Güvenlik servislerinin verdiği bilgilere göre, Belçika'da her yıl yaşanan ağır veya hafif iş kazalarının % 3'ü Türk emekçisine rastlamaktadır (ortalama yılda 1600 kişi). Bu önemli konuya aşağıda daha detaylı olarak değinilecektir.

 

Ancak bu sorunlar, 1980'li yıllardan itibaren, maden ocaklarının kapanmasından dolayı ve Türk ailelerinin genel olarak daha konforlu konutlara çıkması nedeni ile büyük bir düşüş kaydetmişlerdir. Bunda Türklerde çalışan nüfusun işsizlik nedeni ile azalmasının da etkisi vardır. Ne varki yakın tarihte, göçmen ana-babadan doğan ve Belçika'da iki kültür arasında bocalayan genç nesilin sosyal ve ekonomik uyum, güvenlik, uyuşturucu, davranış bozukluğu ve ruh sağlığı sorunları baş göstermiştir.

 

Psikolojik olarak göç, zorunlu ve sancılı bir yeniden sosyaleşme işlemi ile eşdeğerdedir. İnsanı yabancı grup, dil, kültür ve değerlerle karşıkarşıya bırakır. Kimi zaman ırkçılığa ve sosyal dışlanmaya maruz bırakır. Göç eden insanlar, ister istemez öz kültürlerinin hızlı değişimi ile karşı karşıyadır ; çocuklarının başka kültürlere dönük olduğunu çaresiz tespit etmek durumundadırlar. Bu olgulara alışanlar olduğu gibi, yaşanan şoklardan büyük acı duyanlarda bulunmaktadır. Durum, aile içi çatışmaya, dolayısıyla yetişkinlerde ve gençlerde davranış veya ruh sağlığı bozukluklarına neden verebilmektedir. Göçmen Türklerin kültürel özelliklerine baktığımızda, geleneksel toplum özelliklerini görüyoruz : kan bağı temeli üzerine kurulmuş millet ve yurtseverlik özellikleri, otoriter, hiyerarşik, ataerkil aile sistemi, genişlemiş aile yapıları, akraba evlilikleri, vs. Ancak Türkiye'de ve yaban elde son yıllarda yaşanan hızlı toplumsal değişmelere paralel olarak insanların kültürel yapıları yeniden şekillenmektedir. Bu hızlı değişimler insanlara ve aile yapılarına etki etmekte ve aynı zamanda ekonomik ve sosyal sıkıntı çeken kesimlerde kimi önemli sürtüşmeler doğabilmektedir. Bu etkileşimlerin, bireyin gelişimine, kişiliğine ve ruh sağlığına etkilerine gelince, son yıllarda yapılan çalışmalar, göçmen nüfusun neredeyse yarısının, hayatları boyunca, en az bir ruhsal rahatsızlık geçirdiğini ortaya koymuştur. Türkiye'de yapılan epidemiyolojik çalışmalarda ise, bu yaygınlık % 17-20 dolaylarındadır. Bu koşullarda, Türk göçmenlerinin, ruh sağlığı kurumlarına yönlendirilmeleri, sık sık karşılaştıkları sosyal hizmet uzmanları, aile hekimleri, okul psikologları, öğretmenler, vs. aracılığı ile olmaktadır ve bu meslek grublarının Türklerin sosyo-kültürel sorunları konusunda bilgilendirilme gereksinimini acil bir biçimde ortaya çıkartmaktadır. Aynı zamanda, Avrupalı sosyal hizmet görevlisi veya öğretmen, göçmenlerin sosyal uyumu konusunda son derece müdahaleci bir tavır takınabilmektedir. Bu durum, kültürüne bağlı Türk grubunda kimi kasılmalara ve direnmelere neden olmaktadır. Yasalar çerçevesinde yapılan girişimler, ailenin erkekleri tarafından, aile içi güç ve otoritelerine yönelik saldırılar olarak yaşandığından, çatışmalar büyüyerek, bazen, özellikle kız ergen ve çocukların, aileden alınarak baska yerlere yerleştirilmelerine aile içi, şiddete maruz kalmalarına neden olabilmektedir.

 

Daha önce yapılan araştırmalarda, göçmen gruplarda birinci kuşakta somatizasyonların ağırlıkta olduğu, ikinci kuşakta, kişilik ve davranış bozuklukları, alkol ve uyuşturucu bağımlılıklarının sıklıkla görüldüğü, çocuklarda ise öğrenme ve hatta zeka geriliklerinin görüldüğü saptanmıştı. Klinik gözlemler, bu bulguları doğrulamakla birlikte, son yıllarda, buhran etiyolojisini iş pazarındaki zorluklar veya sıla değil de, aile içi çatışmalar ve yerli kurumlarla olan çatışmalar oluşturmaktadır. Özellikle genç kadınlarda, bir yandan, kendilerini gerçekleştirme istekleri, model arayışları, görücü usulu yaptıkları evliliklerinden doyumsuzlukları, hakaret ve dayak gibi şiddet davranışslarına karşı gelme arzuları, diger yandan, aile ve sosyal baskıların artması sonucu, intihar girişimlerine kadar giden depresyonlara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu bulgulara, genç kızlarda, evden kaçmalar, aileden kopmalar, vs. eklenmektedir, tablo kişilik bozuklukları ve ilaç bagımlılıklarına doğru kaymaktadır. Erkekler, bir yandan, kendi öz arzuları, diger yandan, geleneksel aile şefi rolleriyle, aile içi otoriteyi uygulamada yaşadıkları zorluklar ve çekişmeler nedeni ile obsesif kaygı tabloları çizmekteler, şiddete kolayca başvurmaktalar. Bunlarla birlikte alkol, fuhuş ve kumar bağımlılıkları da görülmektedir.

 

Belçika'da 1998'de hüküm yiyenler arasında yabancıların oranı % 32,7'idi. Bu oran her bin yabancıdan dördü demektir. Bunlar arasında Türkler de vardır. Türk mahkümlar genelde 30 yaşın altında, vasıfsız, eğitimsiz, bekar erkeklerden oluşmaktadır. Özellikle, şiddete yönelik eylemler nedeni ile mahküm edilmişlerdir. Yalnızca % 5'i uyuşturucu suçlarına bulaşmıştır ; % 1'i tecavüzle suçlanmıştır. 1991 senesinde günvenlik kuvvetleri istatistiklerine göre, Charleroi, Brüksel gibi büyük şehir merkezlerinde her 100 Belçikalıdan 3'ü işledikleri suçlardan dolayı sorgulamıştır. Kaydedilen genel suç oranları Türklerde % 4'tür. 18-25 yaş grupları arasında ve özellikle erkeklerde suç oranları artmaktadır. Bu yaş grubundan erkeklerin suç oranları Belçikalılarda % 9, Türklerde ise % 10'dur. Doğasıyla bu sorunları büyük bir ölçüde göçmen gençliği tehdit eden fakirlik, gelecek kaygısı, aile içi anlamsızlıklar, kültür şoku ve sosyal dışlanma doğurmuştur. Savunmasız, eğitimsiz gençler, tüketici toplumların girdabına takılmıştır. Göçmenler iki kültür, iki yaşam biçimi arasında iç çatışmaya ve sosyal çelişkiye düşmektedirler. Göçmen birey ve grup açısından, buna getirilebilecek olan tek sağlıklı çözüm yolu, aile ve göç edilen toplum arasında dengeye ve işlerliğe götürecek olumlu ilişkilere ve kimlik arayışlarına girmektedir.

 

SONUÇ

 

Bu çalışmada, Belçika'da yaşayan göçmen Türk toplumunun 1960'lardan günümüze uzanan sosyo-ekonomik-kültürel ve siyasi değişimlerini, genel hatlarıyla bilimsel araştırmalar ve istatistiksel bulgulara dayanarak gözler önüne sermeye çalıştık. Bu alanda henüz cevap bekleyen bu sorunsallar arasınsa, örneğin, Belçika tabiyetini almış soydaşlarımızın, sosyal iş bölümündeki yerleri, işsizlik sorunları, eğitim durumları, vs., gibi konular bulunmaktadır. Türklerin iş ve ticaret kurmaya yönelik davranışları hakkındaki ekonomik veriler eksik ve sistemli değildir. Türk camisi ve dernekler hakkında, rolleri ve sosyo-politik işlevleri konusunda daha detaylı ve daha sağlıklı bilgilerin ihtiyacı hissedilmektedir …

 

Türkiye ve Avrupa Birliği arasında gelişen ilişkiler çerçevesinde, Türkleri Avrupa ve daha ziyade Belçika'ya çeken eden temel etkenler nelerdir ? Bu alanda evliklik bağları yada aile birleşimlerini kullanan Belçika göçmenlerinin Belçika'da sosyal uyumları nasıl gerçekleşmektedir ? Belçika'lı Türklerinin, Belçika kurumlarından olduğu kadar, Türk yönetiminden bekledikleri nelerdir ? İşte bu sorulara cevap verebilecek özel araştırmaların yapılması halen gerekmektedir. Bu araştırmaların ayrıca ileride Belçika Türk toplumunu Belçika'da yaşayan yerli ve diğer yabancılarla sistematik kıyaslama olanağı sağlaması beklenmektedir. Belçikalı Türklerle diğer Avrupa memleketlerinde yaşayan Türkler arasındaki hukuksal konum, sosyolojik ortam, vs. açısından, benzerlik ve farklılıklar nelerdir ? Kırkıncı yılına girilen göç tarihinin çocukları, "Batı Türkleri", halen

iki dünya arasında köprüler kurmaktadırlar … kader, refah ve mutlulukları iki ülkeleri arasında kurabilecekleri olumlu, dengeli, tamalayıcı ve işler ilişkilerin sıkılığına bağlıdır.

 

 

KAYNAKÇA

A. MANÇO (yönetiminde), Sociographie de la population turque et d'origine turque : 40 ans de présence en Belgique (1960-2000). Dynamiques, problématiques, perspectives, Brüksel, CRE ve IRFAM, 230 s., 2000. Eserin Türkçe ve Hollandaca çevirileri halen gerçekleştirilmektedir.

A. MANÇO ve U. MANÇO (yönetiminde), Turcs de Belgique. Identités et trajectoires d'une minorité, Brüksel, Info-Türk ve CESRIM, 288 s., 1992.

U. MANÇO (yönetiminde), Voix et voies musulmanes de Belgique, Publications des FUSL, Brüksel, 218 s., 2000.

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Hadislerle İslam
Günlük Program
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam122
Toplam Ziyaret1597469

Uymazsan Trafige

Oruç ve Zekat

    

Google Translate
Her Güne Bir Ayet ve Hadis

30 Cüz ve Mesajlar
Siyer Araştırmaları Merkezi



İslam Ansiklopedisi
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 28° 14°
Diyanet Namaz Sitesi
Diyanet PDF
Kuran Elif Bası