• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/vehbiaksit
  • https://plus.google.com/u/0/?partnerid=gplp0
  • https://www.twitter.com/vehbiaksit
VEHBİ AKŞİT
Kategoriler
Site Haritası
Örnek Nesil
Saat
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.88443.9000
Euro4.57384.5922
Aile Hayatı

Fransızca Site
İngilizce Öğreniyorum
Kaleiçi Camii sanal tur
Adım Adım Hac

Taşova İmam Hatip Lisesi Programı

2003-2004 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI,
 10 MAYIS 2004 KUTLU DOĞUM KUTLAMA PROGRAMI.

1.     Kur’an-ı Kerim Okuma. (Fatma Nur KARA)

2.     İlahi. (Tala’al bedru Aleyna. – Koro)

Şeyma KURT:  “Cuma günleri bana çok salavat getirin!  Çünkü ümmetimin salavatları her Cuma günü bana
 sunulur. Ümmetimin bana en yakın olanı en çok salavat getirendir.”

“Açılış Konuşmasını yapmak üzere Okulumuz öğrencilerinden Hatice KURT’u davet ediyoruz.”

3.     Açılış Konuşması. (Hatice KURT)

4.     İlahi. (Yara Benim. – Yasemin TAŞTEPE)

Şeyma KURT: “Ona salat ve selam okumaları ümmetine farz oldu. Allahü Teala ve melekler de
 Ona salat ve selam etmektedir.” “Günün Anlam ve Önemini Belirten Konuşma”yı Okulumuz
 öğrencilerinden, Sümeyye ERYURT yapacaktır.

5.     Vaaz. (Sümeyye ERYURT)

Şeyma KURT: “Rasul Aleyhisselam, bir gün abdest alıp mestlerinden birini giyip ikincisine elini
 uzatırken bir kuş geldi. Bu mesti kapıp havada silkti ve içinden bir yılan düştü. Sonra kuş mesti yere
 bıraktı. Bu günden sonra ayakkabı giyerken önce silkelemek sünnet oldu.”

6.     İlahi. (Özledim Rasulü. – Naime FİŞEK & Yasemin TAŞTEPE.)

Şeyma KURT: “Ümmetinin isimleri, cisimleri ve aralarında olacak şeylerin hepsi kendisine bildirildi.”

Okulumuz öğrencilerinden Aysu ARMAĞAN ile Elif ALPAT bir ayet okuyup yorum yapacaktır.

7.     Bir Ayetin Okunması ve Yorumu. (Aysu ARMAĞAN & Elif ALPAT)

8.     İlahi. (Sevdim Seni. – Koro)

Şeyma KURT: “Her yürüdüğü zaman arkasından melekler gelirdi. Bunun için ashabını önünden
 yürütür “arkamı meleklere bırakın” derdi.”

Okulumuz öğrencilerinden Esra KARTAL, Ayşe AYTAŞ ile Zeynep KAYA Peygamberimizin
 tasvirini okuyacaklardır.

9.     Peygamberimizin Tasviri. (Esra KARTAL & Ayşe AYTAŞ & Zeynep KAYA.)

10. İlahi. (Cürmüm İle – Koro.)

Şeyma KURT: “Güneş ve ay ışığında yürüyünce gölgesi yere düşmezdi.”

Okulumuz öğrencilerinden Naime FİŞEK, “Na’at” okuyacaktır.

11. Na’at. (Naime FİŞEK)

12. İlahi. (Sarbeni – Koro.)

Şeyma KURT: “Kendisini ismi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak, uzaktan kendisine
 seslenmek, yolda önüne geçmek haram edilmiştir. Başka peygamberlerin ümmetleri kendilerini
 isimleri ile çağırırlardı.”      Şimdi “Bedir” gününü film olarak sunuyoruz.

12.A) Bedir. (Film Gösteri)

Şeyma KURT: “Allahü Teâlâ, onun ismini Arşa, Cennetlere ve yedi göklere yazmıştır.

Okulumuz öğrencilerinden Seher Seda ŞAHİN ile Yasemin TAŞTEPE Peygamberimizin 
Mucizeleri’ni okuyacaktır.

13. Peygamberimizin Mucizeleri. (Seher Seda ŞAHİN & Yasemin TAŞTEPE)

14. İlahi. (Derman İsterim. – Naime FİŞEK)

Şeyma KURT: “Allahü Teala, Kur’anı Kerim’de her peygamberi onun ismi ile bildirmiştir.
 Muhammed (A.S)’ı ise “Ey Rasulüm, Ey Peygamberim” diye bildirmiştir.”

Okulumuz öğrencilerinden Elif ALPAT ile Aysu ARMAĞAN, Hadis Okuyup Açıklayacaklardır.

15. Hadis Okuma ve Açıklama. (Elif ALPAT & Aysu ARMAĞAN)

16. İlahi. (Niye. – Koro)

Şeyma KURT: “Dünyanın her yerinde Rasulüllaha salavat okuyan Müslümanların
 salavatlarını işiten melekler kabrine gelip haber verirler. Kabrini her gün binlerce melek ziyaret eder.”

Okulumuz öğrencilerinden Hatice KURT, Elif KÜÇÜKBAŞ, Fatma Nur KARA,
 Peygamberimizin Kıssalarından okuyacaklardır.

17. Peygamber Kıssaları. (Hatice KURT & Elif KÜÇÜKBAŞ & Fatma Nur KARA)

18. İlahi. (Medine – Koro)

19. Şiir. (Kırk Yaşındasın. - Şeyma KURT)

20. İlahi. (Karanlıklar Ortasında. – Koro.)

Şeyma KURT: “Allahü Teala Onun ismini arşa, cennetler ve yedi göklere yazmıştır.”

Okulumuz öğrencilerinden Şule GEZER, Veda Hutbesi’ni okuyacaktır.

21. Veda Haccı. (Şule GEZER)

22. İlahi. (Can Ahmedim. – Koro.)

23. Bakara Suresi. 1.& 5.Ayetler. (Şeyma KURT)

24. Dua. (Sümeyye ERYURT.)

---------------------------- o ----------------------------------

 

            SUNUCU:                                                        REHBER ÖĞRETMEN:

 

Şeyma KURT                                                          Ahmet ŞAHİN

1.Kur'an-ı Kerim Okunması - Rahman Suresi - Okuyan: Fatma Nur KARA
 
2.İlahi - Tale'al Bedru - Okuyan: Koro

TALA’AL BEDRU - AY DOĞDU

Tale’al bedru aleyna

Min Seniyyeti’l Veda’

Vecebeş şükrü aleyna

Ma de’â lillahi da’

Eyyühe’l meb’usü fina

Ci’te bil emri’l muta’

Ci’te şerraftel Medine

Merhaban Ya Hayra da’

 

Ente şemsun ente bedrun

Ente nurun ala nur

Ente misbahus Süreyya

Ya Habibi Ya Rasul

Kad lebisna sevbe izzin

Ba'de esvabir rika

Ve rada'na sedye mecdin

Ba’de eyyamid daya’

 

Ay doğdu üzerimize

Veda Tepelerinden

Şükür gerekti bizlere

Allah’a davetinden

 

Ey bizden seçilen elçi

Yüce davetinle geldin

Sen bu şehre şeref verdin

Ey Sevgili hoş geldin

 

Sen güneşsin sen aysın

Sen nur üstüne nursun

Sen Süreyya ışığısın

Ey Sevgili ey Rasul

 

 

Abdurrahman ÖNÜL 'den dinleyiniz.

 

3.Açılış Konuşması - (Metin Aşağıda) - Okuyan: Hatice KURT.

            Muhterem Davetliler;

Peygamber efendimizin (1433)’cü doğum yıldönümü dolayısı ile Taşova İmam Hatip Lisesinin hazırlamış
 olduğu programa teşriflerinizden dolayı hepinize cânı gönülden  teşekkür ederiz… Hoş geldiniz.

   “O peygamber ki”…Ümmeti olmakla gurur duyduğumuz  Efendimiz hakkında Allah ü  Teâla; “Eğer sen
 olmasaydın eflâkı yaratmazdım” “Ancak seni âlemlere rahmet olarak gönderdik” buyuruyor.

      O peygamber ki: nuru  Adem a.s.ın  cesedinden evvel yaratılmış ve yine o peygamber ki Adem  a.s.’ın
 tövbesinin kabulüne sebep olmuştur.

  Yine o peygamber ki: Yarın mahşerde bütün nebilerin medet istediği biz ümmetleri için şefaat edecek
 olan efendimiz, âlemlerin fahri efendisi ve yaratılmışların en şereflisidir. O, insanların arasından süzülüp
 çıkarılmış, seçilip ıstıfâ buyrulmuştur. Yüce derecesi itibari ile, her türlü övgüye layık olduğu için kendisine
 “Muhammet” ismi verilmiş; diğer insanlardan mümtaz kılındığından “Mustafa” adını almıştır.

  O, beşerin tamamına imân tebliğcisi, vicdan mürebbisi bir peygamber olarak gönderildiğinden büyük
 bir edebin en canlı mümessili bulunuyordu. “Beni Rabbim terbiye ettiği için güzel terbiye etti” hadîsi şerifi,
 ondaki kemalin sırrına ışık tutmaktadır.

   Uçsuz bucaksız bir okyanusu,  bir bardağa sığdırmak, doldurmak veya bütün kainatı bir ceviz kabuğuna
 sıkıştırmak mümkün görünse de, Allahü Teâlanın çok sevdiği, hürmetine her şeyi var ettiği, her mâhluktan
 üstün tuttuğu bir çok âyetlerle övdüğü, alemlere rahmet olarak gönderdiği iki cihan güneşi Peygamber
 Efendimiz Hz. Muhammet Mustafa’yı (s.a.v.) hakkı ile anlatmak imkansızdır. Çünkü o, engin ma’nâ denizi,
 ilim, feyz, edep, muhabbet ve güzel ahlak membaı, âcaib, garaip haller, mucizeler sahibidir. Sûret için
 düşünülenler, manâya uymaz. Sûrete bakan manadan bir şey anlayamaz. Ona Ebu Cehil in gözü ile bakmak
 bedbahtlığın en kötüsü olduğu gibi, Ebu Bekr-i Sıddîk’ın (radıyallahü anh) gözü ile bakmak  da saâdetin en
 ulvisidir.

      İşte küçük bir anma toplantısında  daracık bir alanda, o manalar denizinden bir katra, o esrar
 membaından bir raşha, o insanlık ve ahlak numunesi kainatın efendisinin hallerinden bir safha anlatabilirsek
 maksat hasıl olmuş demektir.

   Allahü Tealaya Habibinin yaptığı gibi sayısız hamd ü senalar olsun. İnsanların her bakımdan en üstünü,
 en güzeli, hürmetine iki cihanın var olduğu Rasülü Mücteba Muhammet Mustafa’ya, âline eshabına
 salat ve selam olsun  Kıyamete kadar onun yolunda gidenlere hayırlı dualar olsun.
                                                                                                            .  .  H a t i c e   K U R T . . .

 
4. İlahi - Yara Benim - Okuyan: Yasemin TAŞTEPE.

YARA BENİM

Ezelden gönlüm yaralı

Gönlümün bahtı karalı

Kırıldı gönlümün dalı

Dokunmayın yara benim

 

 

Yara benim, yara benim

Bu kanayan yara benim

Varsın Mevlanın uğruna

Çürüyüp gitsin bedenim

 

Benim kulluğum Allah’a

Rahmeti bol padişaha

Yine büründüm siyaha

Dokunmayın yara benim

Nakarat.

 

Ağlar sızlarım kime ne

Şükrettim derdi verene

Yaram deşilir her sene

Dokunmayın yara benim

Nakarat.

 
5. Vaaz - Beklenen Şafak - Okuyan: Sümeyye ERYURT.

Hz. Muhammed   Mustafa (S.A.V.)

BEKLENEN ŞAFAK.

     Işığa hâmile kapkaranlık bir dünya … ve Nebinin zuhuruna az bir zaman kala  müjde dolu akisler
 vardı ufukta. Gerçekleşiyordu Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail’in duâları... Gerçekleşiyordu İsa(a.s.)nın
 müjdesi... Vicdanlarda o kadar fazla idi ki, birçok Mekkeli gelecek son nebiyi anlatmakta, doğar
 doğmaz koşup onunla bütünleşmekte idiler. Çünkü beşeriyetin, canı dudağında ve herkesin umudu
  gelecek son kurtarıcıda idi. Ana babalar bu kurtarıcının kendi nesillerinden olmasını istiyor ve doğan
 çocuklarına Muhammet ismini veriyorlardı. Ama O Hz. İbrahim’den İsmail’e intikalle gelen ve
 Abdülmuttalip’ten Abdullah’a geçen altın silsileden gelecekti.

       Muhterem davetliler,

     20 Nisan 571 tarihine rastlayan Rebiulevvel ayının 12.günü pazartesi gecesi Peygamber Efendimiz
 dünyayı şereflendirmişlerdir. 14 asır evvel böyle bir gecenin sabahında güneş ufuktan doğmadan
 insanlığın hayat ufkunda ilahi bir nur doğmuş oluyordu. Hz. Ademle başlayan tevhit inancı yeniden
 canlanmış, cehalet ve sapık inançlarla kararan ruhlar bu doğuşla aydınlığa kavuşmuştu. Onun doğuşu,
 Allah’ın insanlara en büyük nimetlerinden biridir. Bu husus  Kurân-ı Kerimde şöyle ifade ediliyor:

“Andolsun  ki, Allah müminlere ayetlerini okuyan, onları kötülüklerden temizleyen, onlara kitap
ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütuf ta bulunmuştur. Halbuki onlar önceleri

apaçık bir sapıklıkta idiler.”

  Ayeti kerimede ifade edildiği gibi insanlar her türlü değer ölçülerini yitirmişlerdi. Allah Resulünün nasıl
 bir dönemde dünyaya geldiğini bazı başlıklar altında açıklanmasında yarar görüyoruz.  O dönemde:

--Kız çocukları acımasızca diri diri toprağa gömülüyor,

--Kadın esir muamelesi görüyor, eşya gibi alınıp satılıyordu.

--Ağaç ve taşlardan edinilen putlara tapıyorlardı.

--Halk kuvvete boyun eğmiş, merhamet ve şefkat kalkmıştı.

    Ve daha nice cahilane davranışlar.

Saygı değer davetliler.

      Hz. Muhammed’in doğumu mükemmel olduğu gibi doğduktan sonra cereyan eden olaylarda son
 nebiye yakışır bir vaziyette olmuştur. Zira o doğduğunda  göbeği kesilmiş, sünnetli bir vaziyette, nurdan
 kundağa sarılmış nur gibi parlar durumda idi.  Niçin Muhammet  ismi seçilip konulduğu sorulduğunda
 dedesi Abdülmuttalip  “Umarım ki, onu gökte hak, yerde halk övecektir.” dedi

   Peygamberimizin çocukluğu ve  gençliği, hiç kimsede görülmeyen bir güzellik içinde geçti.
 Peygamberimize inanmayanların ilerde “ya Muhammed  sende gençliğinde bu bize yasakladığın
 şeyleri yapardın, şimdi bunları bize yasaklıyorsun” 
dedirtecek hiçbir davranışta bulunmamıştır.
 Aksine inanmayanlar dahi Peygamberimizdeki meydana gelen güzel davranışların sonunda Ona
 Muhammedül-Emin demekten kendilerini alıkoyamamışlardır.

  Hz. Muhammedin annesi Amine Hatun, Medine yi ziyaretten  dönerken Ebva  kasabasında hastalanır,
 son demlerinde yavrusunu kucağına alır ve şu tarihi sözleri söyler:  “Her yeni eskiyecek,  her doğan
 ölecek, bende doğdum ben de ölüyorum. Ama  öyle bir çocuk bırakıyorum ki onun şerefi
 kıyamete kadar devam edecektir.”

    Peygamberimiz 8 yaşına kadar dedesi Abdülmuttalibin, 25 yaşına kadar amcası Ebu Talib’in
 yanında kaldı.  25 Yaşında Hz. Hatice ile evlenen  Peygamberimiz, İbrahim (A.S.)ın dini olan Hanif
 dinine ağırlık veriyor, Allah’a ibadet ediyordu. 40 yaşına doğru Mekke dışına çıkıp  bazı geceler evine
 gelmiyordu.

Nihayet 40 yaşına gelince yine Mekke dışında  Hîra  mağarasında  ibadet ederken  Cebrail (a.s) gelmiş
 ve Peygamberimize ilk emir olan “Yaratan Rabbinin adı  ile oku, o insanı Alaktan yarattı. Oku
 Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten odur. İnsana bilmediğini o öğretti.”

Allah’ın ayetlerini tebliğ etmiş ve peygamber olarak görevlendirilmiş olduğunu  da kendisine müjdelemiştir.

   Peygamberimiz korkmuş, titremiş ve evine gelip örtünmüştü. Onun korkusu ve titremesi görev
yükünün ağırlığından idi. Çünkü Hz. Mumammed  hem son peygamber hem de bütün insanların ve
cinlerin de  peygamberi idi.

             Kıymetli Davetliler,

  Peygamberimiz önce yakın çevresinden başlayarak Allah’ın varlığına ve birliğine insanları çağırıyor ve
 gönülleri nur ile aydınlananlara İslâm’ı anlatıyordu. Hz. Allah’ın emri ile herkesi İslam’a çağırmaya
 başladı. Artık Mekke’nin bütün evlerinde bu yeni din ve peygamberimiz konuşuluyordu. Bunun
 yanında nüfuz ve idareciliğin ellerinden gideceğine inanan, peygamberimize inanmayıp putlara inanan,
 müşrik diye isimlendirdiğimiz kimseler, peygamberimizi davasından vaz geçirmek için ellerinden gelen
 bütün işkenceleri yapıyorlardı. Aslında bu müşrikler hem dinledikleri Kurânı Kerim’den  hem de
 peygamberimizin mucizelerinden etkileniyorlar idi. Kendi aralarında peygamberimizin ve
 Kurân-ı kerimin üstünlüğünü anlatıyor ancak gurur ve kibirleri peygamberimize inanmaya mani oluyordu.

      Bir gün müşrikler peygamberimizin koruyuculuğunu üstlenen Ebu Talibe gelerek, Muhammet
 davasından vaz geçerse Ona zenginlik, hükümdarlık ve istediği kadını vereceklerini söylediler.
Ebu Talip bu olayı peygamberimize duyurunca peygamberimiz: “Ya Amca sağ elime güneşi, sol
elime ayı verseler ben davamdan asla vaz geçmem
”  diyerek üzerine almış olduğu görevden
vaz geçmeyeceğini belirtmiştir.

    Peygamberimize yapılan işkenceler, akla hayale gelmeyen davranışlar, ablukalar ve nihayet bu kötü
 gidişten kurtulmak için ilk hicret; Müslümanların bir kısmı Habeşistan’a sığınıyor.

   Peygamberimizin Peygamberlikteki 12. senesi Mekke hayatının sonunda amcası Ebu Talibin ve hayat
 arkadaşı Hz. Hatice’nin vefatı, HÜZÜN yılı olarak isimlendiriliyordu.  Mekkelilerin kötü muamelesi
 ve Peygamberimizin Taif’te kalma isteği, Taiflilerin Peygamberimize karşı yaptığı kötü davranışlar
 yüzünden sonuçsuz kalıyordu. Ama Allah nurunu kafirler isteseler de istemeseler de tamamlayacaktır.
 Medine’den Kâbe yi  ziyarete gelen bir gurup Medineli ile Akabe biâtleri gerçekleşiyor ve 622 tarihinde
 Mekke den Medine ye hicret gerçekleşiyor. Bu hicret İslamiyet’te hicri takvim olarak kabul edilmiştir.

         Değerli Davetliler.

   Peygamberimiz Hz. Muhammet Allah’ın öyle lütuf, ihsan ve keremi ile donatılmıştır  ki… Hakka giden
 yolda rehber kılmış, imama ihtiyaç olunca öne geçip namaz kıldırmış, hatibe ihtiyaç olunca minbere
çıkmış, emire ihtiyaç olunca tuğra basıp sikke kesmiş, kumandana ihtiyaç olunca harplerde en
mükemmel şekilde idare etmiştir. Yapılan bütün savaş ve seriyelerden galip ayrılmıştır. 10 Senelik Medine
 hayatında Allah’ın bütün emir ve yasaklarını hiç eksiksiz insanlara anlatmış ve İslam dinini kemâle
 erdirmiştir.  Bütün Arap yarımadası ve diğer beldelerden bir çok insan Müslümanlık şerefi ile
 şereflenmiştir.  Sadece peygamberimizle veda haccına katılan Müslüman sayısı yüz binleri aşmıştır.

   Din olarak Allah’ın indinde İslam dini olduğunu Kurân-ı Kerim’de Allah beyan etmiş ve yine
 Kurân-ı Kerimde İslam dininin kemale erdiğini yüce Allah belirtmiştir.

   Her ölümlü gibi peygamberimiz de 632 Rebiulevvel ayının 12. gecesi bu dünyadan öbür dünyaya göç
 etmiştir.

     Peygamberimiz biz ümmetlerini doğduğunda unutmadı. Ümmetim dedi. Allah’ın katına yükseldiğinde
 unutmadı, ümmetim dedi.  Vefat ederken unutmadı, ümmetim dedi. Yarın mahşerde yine unutmayacak
 ve ümmetim diyecektir. Bizlerde onu hiç unutmuyoruz. Mevlit ve diğer kandillerde her zaman,
 her yerde onu anıyoruz.

                ONUN ÜMMETİ OLMAKTAN GURUR DUYUYORUZ.

                                                                                                 SAYGILARIMLA…

                                                                                                                          Sümeyye ERYURT

 
6.İlahi - Özledim Rasulü - Okuyan: Naime FİŞEK - Yasemin TAŞTEPE.

ÖZLEDİM RASULÜ

Yalınayak düştüm çöl yollarına

Elimi uzattım gül dallarına

Ya Rabbi merhamet et sen kullarına

Özledim Rasulü gönül yanıyor


Nur cemali benzer güneşe aya

Gidip varamadım Yeşil Ravza’ya

Doyulur mu Muhammet Mustafa’ya

Özledim Rasulü gönül yanıyor

 

Ona aşık olan yanar kül olur

Deryasına dalan erir kaybolur

Muhammed’e giden mevlayı bulur

Özledim Rasulü gönül yanıyor

Nakarat.

Medine’de doğdu gül bahçeleri

Nasıl da cezbediyor bülbülleri

Aşkı kör ediyor bu gönülleri

Özledim Rasulü gönül yanıyor

Nakarat.

 

Şefaat istiyor günahkar ümmet

Nerede canların canı Ahmet

Allah’ın habibi nebi Muhammed

Özledim Rasulü gönül yanıyor

Nakarat.

 

 

 

 

 
7. Bir Ayet ve Yorumu - Okuyanlar: Elif ALPAT & Aysu ARMAĞAN

BİR AYET
 And olsun, size kendi cinsinizden bir peygamber geldi ki, Sizin sıkıntıya uğramanız onun üzerine pek güç

 gelir, üzerinize çok düşkündür. Müminler hakkında  pek şefkatli ve pek  merhametlidir.

Aysu ARMAĞAN

AYET AÇIKLAMA

(And olsun) Ey Arap kavmi veya ey diğer insanlar!.  (size kendi cinsinizden ) Meleklerden değil, sizin gibi insan olan ve pek seçkin, pek büyük şeref ve fazilete sahip bulunan  (Bir Peygamber geldi ki ) o Hz. Muhammed Aleyhisselât-ü Vesselâm’dır.  Hz. İbrahim in neslinden en seçkin bir kabile arasından  muhterem bir aileye mensuptur. Onun hayatındaki temizlik , yücelik herkesçe bilinmektedir. Ve  o Yüce Resul, en yüksek  ahlâk ile vasıflanmıştır, özellikle o öyle merhametli bir peygamberdir (ki, sizin sıkıntıya uğramanız) fena şeyleri yaparak sapıklık içinde kalmanız, hidayetten mahrum bulunmanız (onun üzerine pek güç gelir) sizin o kötü hallerinizden dolayı şiddetli bir üzüntü duyar, hâlinize acır,  o kadar şefkatli bir durumda bulunur. Evet... o mübarek Peygamber ( üzerinize çok düşkündür.) hidayete ermenizi pek fazla ister sizlerin iyi hal sahibi olmanızı pek çok arzu eder. Evet... İnsanlık hakkında sırf rahmet olan o Yüce Peygamber ( müminler hakkında) rahmet ve merhamet itibari ile  ( pek şefkatlidir  (ve) günahkâr olan müminler hakkında  da, ( pek merhametlidir.) onların tövbe ederek Allah’ın affına uğramalarını çok arzu buyurur.

      Evet...  Yüce Peygamberimiz, en yüksek ahlâki olgunluklara sahiptir. Bütün insanlık hakkında iyilik severdir ki, ister ki, hepsi de iman şerefine kavuşarak selâmet saadete ersinler. Cenâb-ı Hak da o muhterem resulünü, kendi yüce varlığına ait olan “ reûf ve rahim” isimleriyle  vasıflandırmıştır.  Başka hiçbir yüce Peygamber böyle iki ilâhi isimle vasıflanmamıştır. Bu da mübârek Peygamberimize ait bir ayrıcalıktır.

8.İlahi - Can Ahmedim(Sultanım) - Okuyan: Koro

CAN AHMEDİM (Sultanım)

Olmuyor, Can Ahmedim olmuyor

Vermiyor, dünya huzur vermiyor

Dolmuyor, Senin yerin dolmuyor

Gülmüyor, inan yüzüm gülmüyor

 

Sultanım, günahkarım neyleyim

Ferman ver Medine’ye geleyim

Dertliyim, dertlerimi söyleyim

Sultanım, söyle sensiz neyleyim?

Dönmüyor, Can Ahmedim dönmüyor

Dönmüyor, sensiz dünya dönmüyor

Hasretin, yüreğime sinmiyor

Sönmüyor, aşk ateşim sönmüyor

Nakarat.x 2

 

Ayşe AYTAŞ

9. Peygamberimizin Tasviri - Okuyanlar: Ayşe AYTAŞ&Esra KARTAL&Zeynep KAYA

PEYGAMBERİMİZ ALEYHİSSELAMIN  ŞEKİL VE ŞEMALİ

 

Hz. Ali’nin bildirdiğine göre, peygamberimiz aleyhisselam:

Ne öyle uzun boylu, nede kısa olmayıp, uzuna yakın orta boylu idi.

Kendisinin el ve ayak parmakları kalınca,

Başı, vücut yapısıyla dengeli biçimde, büyükçe idi.

Omuzları, dizleri ve bilekleri kemikli idi.

Saçı ne kıvırcık, nede düzdü.

Sakalı sık idi.

Yüzü uzunca idi.

Boynu uzundu, gümüş gibi ak ve parlaktı.

Teni kırmızıyla karışık ak ve pembe idi.

Gözleri büyükçe idi.

Gözbebeklerinin siyahı, Pek siyahtı.

Gözlerinin beyazında biraz kırmızılık vardı.

Kirpikleri sık ve uzundu.

Vücudu ne zayıf, ne de şişmandı.

İki küreğinin arası enli idi.

Omuz kürekleri arasında peygamberlik mührü vardı.

Peygamberimiz Aleyhisselamı birden bire görenler, onun vakar ve manevi heybetinden sarsılırlar, kendisini yakından tanıyınca  da, ona en derin sevgi ve saygı ile bağlanırlardı.

Kendisinin yüce haslet ve meziyetlerini anlatmak isteyen kimse:

“Ben, ne ondan önce, ne de sonra,  onun bir benzerini daha görmedim”  demekten kendini alamazdı.

Ayşe AYTAŞ

PEYGAMBERİMİZ ALEYHİSSELAMIN ÜVEY OĞLU HİND B. EBİ HÂLE’YE GÖRE:

 

Rasülullah Aleyhisselamın yüzü ayın ondördü gibi parlardı.

Saçı kendiliğinden ikiye ayrılıp yanlarına dökülürse, onları birleştirmezdi.

Birleştiklerinde de onları ayırmaz, oldukları gibi bırakırdı.

Saçını uzattığı zaman, saçı kulaklarının memesini aşardı.

Alnı açık ve genişti.

Kaşları uzun ve kavisli idi.

Kaşlarının uçları ince,  araları çok yakındı, fakat çatık değildi.

İki kaşının arasında bir damar vardı ki, kızgınlık zamanında kabarır,  görünürdü.

Burnunun iki kaş arasında  başladığı yer yüksekçe, burnunun ucu da ince  idi.

Burnundaki ölçülük ve denklik, dikkat edenlerin gözünden kaçmazdı.

Burnunda ayrı bir parlaklık vardı.

Esra KARTAL

             DİĞER SAHABELERİN ANLATTIKLARINA GÖRE DE:

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın yanakları düzdü, yumru değildi.

Dişleri inci taneleri gibi idi.

Bütün uzuvları (organları)düzgündü.

Karnı ve göğsü bir düzeyde idi, çıkık değildi.

Vücudu kıllı değildi. Yalnız, omuz başlarında, pazularıda biraz kıllar vardı.

Bilek kemikleri uzun, el ayaları genişti.

Ayaklarının altı düz değil çukurca idi.

Ayakları hafif etli idi.

Ayaklarının üzerine su döküldüğü zaman, etrafa yayılırdı.

Rasülullah’ın yüzü ve sesi çok güzeldi.

Sanki, yüzünde güneş çağlardı.

 

  ÜMMÜ MA’BED’İN BİLDİRDİĞİNE GÖRE:

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın gözü, Kudretten sürmeli idi.

Sustuğu zaman, kendisinde, bir vakar ve ağırbaşlılık : konuştuğu zamanda, güleryüzlülük görünürdü.

Sözleri, sanki dizilmiş birer inci gibi, ağzından tatlı tatlı dökülürdü.

Sözü açık, ve hak ile bâtıl arasını ayırıcı olup ; ne âcizlik sayılacak derecede az, ne de  boş ve gereksiz sayılacak derecede  çoktu.

 Kendisi, ekşi asık suratlı değil, güleçti.

Zeynep KAYA

 
10. İlahi - Cürmüm İle - Okuyan: Koro

CÜRMÜM İLE

Ey rahmeti bol padişah

Cürmüm ile geldim Sana

Ben eyledim hadsiz günah

Cürmüm ile geldim Sana

 

Subhanallah, Sultanallah

Tüm dertlere derman Allah

Ben eyledim hadsiz günah

Cürmüm ile geldim Sana

 

 

Senin adın Gaffar iken

Ayıp örtücü, Settar iken

Kime gidem Sen var iken

Cürmüm ile geldim Sana

Nakarat.


Senden utanmadım her an

Ettim hata gizli ayan

Vurma yüzüme el-aman

Cürmüm ile geldim Sana

Nakarat.

 

11. Naat - Naime FİŞEK.

NAAT

Seccaden kumlardı...

...................................

Devirlerden, diyarlardan

Gelip göklerde buluşan

Ezanların vardı!

 

Mescit mü’min, minber mü’min...

Taşardı kubbelerden tekbir,

Dolardı kubbelere “Âmin!”

 

Ve mübarek geceler, dualarımız,

Geri gelmeyen dualardı...

Geceler, ki pırıl pırıl,

Kandillerin yanardı!

 

Kapına gelenler, ya Muhammed,

-         Uzaktan, yakından –

Mü’min döndüler kapından

 

Besmele, ekmeğimizin

 bereketiydi;

İki dünyada aziz ümmet,

Muhammed ümmetiydi.

 

Konsun-yine–pervazlara

Güvercinler;

“Hû hû” lara karışsın  Âminler...

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fatihalar, Yasinler!

 

Şimdi seni ananlar,

Anıyor ağlar gibi...

Ey yetimler yetimi,

Ey garipler garibi;

Düşkünlerin kanadıydın,

Yoksulların sahibi...

Nerde kaldın ey Rasül,

Nerde kaldın ey Nebi?

 

Günler, ne günlerdi

ya Muhammed;

Çağlar ne çağlardı:

Daha dünyaya gelmeden

Mü’minlerin vardı...

Ve bir gün, ki gaflet

Çöller kadardı,

Halime’nin kucağında

Abdullah’ın yetimi;

Âmine’nin emaneti ağlardı!

 

Hadice’nin koncası,

Âişe’nin gülüydün.

Ümmetinin gözbebeği,

Göklerin rasülüydün...

Elçi geldin, elçiler gönderdin...

Ruhunu Allah’a,

Elini ümmetine verdin.

Beşiğin, yurdun, yuvan

Mekke’de bunalırsan

Medine’ye göçerdin.

 

Biz bu dünyadan nereye

Göçelim ya Muhammed?

Yeryüzünde riya, inkar, hiyanet

Altın devrini yaşıyor...

Diller, sayfalar, satırlar

“Ebu Leheb öldü” diyorlar:

Ebu Leheb ölmedi,

ya Muhammed;

Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor!

 

Neler duydu şu dünyada

Mevlid’ine hayran kulaklarımız:

Ne adlar ezberledi, ey Nebi,

Adına alışkın dudaklarımız!

Artık, yolunu bilmiyor;

Artık, yolunu unuttu

Ayaklarımız!

Ka’be’ne siyahlar

Yakışmamıştır, ya Muhammed,

Bu günkü kadar

 

Haset, gururla savaşta;

Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...

Onu da yaralarlar kanadından,

Gelse bir şefkat meleği...

İyiliğin türbesine

Türbedar oldu iyi!

Vicdanlar sakat

Çıkmadan yarına.

İyilikler getir, güzellikler getir

Âdem oğullarına!

 

Şu gördüğün duvarlar ki

Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...

Fethedemedik, ya Muhammed,

Senelerdir!

 

Ne doğruluk, ne doğru;

Ne iyilik, ne iyi...

Bahçende en güzel dal,

Unuttu yemiş vermeyi...

Günahın kursağında

Haramların peteği!

 

Bayram yaptı yabanlar

Semâve’yi boşaltıp

Sâve’yi dolduranlar...

Atını hendeklerden

 – bir atlayışta –

Aşırdı aşıranlar...

Ağlasın Yesrib,

Ağlasın Selman’lar!

 

Gözleri perdeleyen toprak,

Yüzlere serptiğin topraktı...

Yere dökülmeyecekti ey Nebi

Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun-yine–pervazlara Güvercinler;

“Hû hû” lara karışsın  Âminler...

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fatihalar, Yasinler!

 

Ne oldu, ey bulut,

Gölgelediğin başlar?

Hatırında mı, ey yol,

Bir aziz yolcuyla

Aşarak dağlar taşlar,

Kafile kafile, kervan kervan

Şimale giden yoldaşlar?

 

Uçsuz bucaksız çöllerde,

Yine, izler gelenlerin,

Yollar gidenlerindir.

 

Şu tekbir getiren mağara,

Örümceklerin değil;

Peygamberlerindir, meleklerindir...

Örümcek ne havada,

Ne suda ne yerdeydi...

Hakkı göremeyen

Gözleriydi!

 

Şu kuytu, cinlerin mi;

Perilerin yurdu mu?

Şu yuva – ki bilinmez,

Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi;

Kumru mu?

Kuşlarını, bir sabah,

Medine’ye uçurdu mu?

 

Ey Abva’da yatan ölü,

Bahçende açtı dünyanın

En güzel gülü;

Hatıran, uyusun çöllerin

Ilık kumlarıyla örtülü!

 

Dinleyene, hâlâ,

Çöller ses verir:

“Yâleyl!” susar,

Uğultular gelir.

Mersiye okur Uhud,

Kaside söyler Bedir.

Sen de bir hac günü,

Başta Muhammed, yanında

 Ebûbekir;

Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü

Destan yap, ey şehir!

 

Ebûbekir’de nûr, Osman’da nûrlar...

Kureyş uluları, karşılarında

Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;

Ali’nin önünde kapılar açılır,

Ali’nin eğilir surlar.

Bedir’de Uhud’da, Hayber’de

Hakk’ın yiğitleri, şehid olurlar...

Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;

Yerde kalmazdı ruh...kanadlıydı.

 

Konsun -yine–pervazlara

 Güvercinler;

“Hû hû” lara karışsın Âminler...

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fatihalar, Yasinler!

 

Vicdanlar, sakat çıkmadan,

Yâ Muhammed, yarına;

İyiliklerle gel, güzelliklerle gel

Âdemoğullarına

 

Yüreklerden taşsın

Yine imanlar!

Itrî, bestelesin tekbir’ini;

Evliyâ, okusun Kur’an’lar!

Ve Kur’an’ı göz nuruyla çoğaltsın

Kayışzade Osman’lar!

Natını Galip yazsın,

Mevlid’ini Süleymanlar

Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle

Geri gelsin Sinan’lar!

Çarpılsın, hakikat niyetine

Cenaze namazı kıldıranlar!

 

Gel, ey Muhammed, bahardır...

Dudaklar ardında saklı

Âminlerimiz vardır!...

Hacdan döner gibi gel;

Mi’rac’tan iner gibi gel;

Bekliyoruz yıllardır!

 

Bulutlar kanad, rüzgâr kanad,

Hızır kanad, Cibril kanad;

Nisan kanad, bahar kanad;

Ayetlerini ezber bilen

Yapraklar kanad...

Açılsın göklerin kapıları,

Açılsın pereler, kat kat!

Çöllere dökülsün yıldızlar;

Dizilsin yollarına

Yetimler, günahsızlar!

Çöl gecelerinden, yanık

Türküler yapan kızlar

Sancağını saçlarıyla dokusun;

Bilâl-i Habeşî sustuysa

Ezanlarını Davud okusun!

 

Konsun-yine–pervazlara

Güvercinler;

“Hû hû” lara karışsın Âminler...

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fatihalar, Yasinler!

N a i m e   F İ Ş E K .

 

12. İlahi - Sar Beni - Okuyan: Koro

SAR BENİ

Çıktım Arafat’a seyran eyledim

Beyaz ihramına kuşak bağladım

Habibim aşkına yandım ağladım

 

 

Aşkınla yanana sor beni beni

Tevhid bayrağına sar beni beni

Yarın mahşer günü gör beni beni

 

Ne güzel yaratmış seni yaradan

Bütün engelleri kaldır aradan

Bizi Muhammed’e sevdir Yaradan

Nakarat.


Durma kardeş durma doldur testini

Kabe yollarına serin postumu

Ravza toprağıyla örtün üstümü

Nakarat.

 
12 (Ara). Sinevizyon Gösterisi - Bedir - Dursun Ali ERZİNCANLI.
 
Seher Seda ŞAHİN
13.Peygamberimizin Mucizeleri. Okuyanlar: Seher Seda ŞAHİN & Yasemin TAŞTEPE.

MİRAÇ MUCİZESİ

 

  Peygamberliğin on üçüncü senesinde  de “Miraç” mucizesi olmuştur. Şöyle ki: Peygamber efendimiz  (sallellahü aleyhi vesellem ) Hazretleri, Medine’ye hicretten  sekiz ay önce Recep ayının yirmi yedinci gecesi idi. Cibril-i Emin geldi ve “Burak” adında bir binit getirdi  Peygamberimizi alıp Kudus’deki “Mescid-i Aksa’ya  götürdü. Diğer peygamberlerin ruhları ile görüştü. “sidretü’l-Münteha” denilen makama kadar vardı. Yüce Allah’ın birçok tecellisine kavuştu. Peygamberin kendisine ve ümmetine beş vakit namaz farz kılındı. Aynı gece ve kısa bir zaman içinde evine geri getirildi. Sabahleyin bu olağanüstü olayı  insanlara haber verince, müminler onu tebrik ettiler. Müşrikler ise, “Böyle bir şey olmaz” diyerek inkarda bulundular. O bilgisiz ve düşüncesiz insanlar hayvanlara, taşlara ve ağaçlara tapıyorlardı. Yüce Allah’ın kudretini de, bu taptıkları şeylerin kudretine ve kuvvetine benzeterek böyle üstün bir olayın meydana gelmesine imkan göremiyorlardı.  Eğer, bunlar, bu Kâinatı yaratanın   nasıl büyük bir yaratıcı olduğunu biraz bilseler ve eğer o hikmet sahibi Allah’ın şu üstümüzdeki sonsuz boşlukta milyonlarca büyük küçük küreleri tutup büyük bir hızla hareket ettirmekte olduğunu düşünselerdi, böyle bir mucizeyi inkara gerek görmezlerdi.
Zavallı insanlar...

Seher Seda ŞAHİN.

AYIN BÖLÜNMESİ  MUCİZESİ 

 

    Ayın iki parçaya ayrılması, peygamberliğin sekizinci yılında

olmuştur. Şöyle ki: Müşriklerden bir kısım kimseler, mehtaplı bir gecede, ayın ikiye ayrılıp sonra birleşmesini Peygamber  Efendimizden istediler.  Böyle bir mucize gösterilmedikçe, iman etmeyeceklerini söylediler. Hz. Peygamberde Yüce Allah a duâ etti. Ay da  yüce Allah’ın kudreti ile iki parçaya ayrıldı. Bir parçası Hira (Nur) dağının bir tarafında, diğer parçası öbür tarafında yüksekten göründü. Sonra birleşip eski halini aldı.  Bu mucizeyi, o gece bazı yolcular da görmüştü. Mekke ye geldikleri zaman bu olayı anlattılar. Ne yazık ki, müşrikler yine iman etmediler, bu olayı sihir sandılar. Oysa ki, yüce Allah’ın kudreti her şeye  yeterlidir. Bir Peygamber için mucize olmak üzere  böyle bir olayı meydana getirmesine ne engel vardı? Gök yüzünde nur saçan birçok yıldızların veya diğer varlıkların güneşten ayrılmak onun çevresinde bir düzen kurduklarını bu günkü alimler iddia edip duruyorlar. Artık bu üstün âlemleri yaratıp düzene sokan yüce Allah böyle bir  mucizeyi yaratmaz mı?

       Çok yazıktır ki, inkarcı ve gafil insanlar, Yüce Allah’ın sonsuz kudretini hudutlandırmış  oluyorlar da, bundan haberleri olmuyor. Doğrusu böyle tabiatla ilgili mucizeleri inkâr etmeye veya başka türlü yorumlamaya asla ihtiyaç yoktur. Yazıklar olsun buna aykırı bir düşünceye sahip olanlara!..

Yasemin  TAŞTEPE.

Naime FİŞEK

14. İlahi - Derman İsterim - Okuyan: Naime FİŞEK

DERMAN İSTERİM

Derman isterim ben derman

Sende rahmet bende ferman

Ya Rabbena sana geldim

Biçareyim halim yaman

 

İçimde bir yara vardır

Kanayıp duru yıllardır

Senin rahmetin devadır

Derman isterim yarama

Nakarat

 

Sen derdime dermanımsın

Sen Mevlamsın rahmanımsın

Feryadımı duyanımsın

Derman isterim yarama

Nakarat

 

Rabbim sensiz gülmez yüzüm

Yalnız seni görür gözüm

Kimselere geçmez sözüm

Derman isterim yarama

Nakarat

 
15. Bir Hadis-i Şerif ve Yorumu - Okuyanlar: Elif ALPAT & Aysu ARMAĞAN

BİR HADİS
Ben Rasüllerin  rehberiyim,  fahırlanmak (övünmek) yok. Ve ben nebilerin hatemiyim (sonuncusuyum), iftihar yok. Ve ben ilk şefaat ediciyim  ve ilk şefaati kabul edilecek olanım. Tefahür (övünmek)yok.
Yani: Bunları bir şükrane olarak söylüyorum,  yoksa ululanmak için değil.

Elif ALPAT.

Aysu ARMAĞAN

HADİS AÇIKLAMA

 

Mâlum olduğu üzerine  Hazreti Muhammet aleyhiselâtü  vesselâm  efendimiz, nübüvvet ve risaleti camidir, bütün Peygamberlerin eftalidir ve hatemidir. Nübüvvet ve risalet silsilesi kendisi ile hitama ermiştir, onun risaleti bütün beşeriyete şamildir.  Artık ondan başka bir peygamber gelmemiş ve gelmeyecektir.  Yarın mahşer  âlemine gidileceği zaman  da herkesten evvel o peygamber’i  zişanımızın  kabirleri açılacak, herkesten evvel o Resül’ü âli şan hazretleri mahşere vararak bütün enbiya ve murselin hazaratını : livâ’i  saadeti altına toplayacak, şefaate lâyık olanlar hakkında ilk şefaatcı  da kendisi olacaktır.

İşte peygamber’i Zişan efendimiz bu muazzam şerefleri haiz olduğunu  Cenabı Hakka karşı  bir şükran vazifesi olarak ve hakikat-i  hali  ümmetine bildirmek için bizlere  haber vermiştir.

Resul-i Ekrem efendimiz bu gibi meâliyi  haiz olarak beşeriyet âlemine şerefbahş olacağını vakti ile sair peygamberler de ümmetlerine haber vermişlerdi.  Hele Bi’seti  nebeviye sıralarında nur-i nübüvvetin tuluuna  pek az bir zaman kaldığına gerek ehl-i kitap denilen Museviler ile İsevilerden  gerek sair milletlerden  birçokları kani ve muntazır bulunmuşlardı.

Aysu ARMAĞAN.

 
16. İlahi. (Niye. – Koro)

NİYE

Hakka aşık oldun ise

Muhabbetle doldun ise

Canda Onu buldun ise

Geceleri uyku niye

 

Muradına erdin ise

Hak rızasın verdin ise

Allah için verdin ise

Verdiğinde gözün niye

 

Sönmüş ocak yaktın ise

Gönüllere aktın ise

Bir yoksula baktın ise

Başa kakan sözün niye

Bir hastaya vardın ise

Hatırını sordun ise

Yarasını sardın ise

Kalbindeki hüzün niye

 

Hak yolunda oldun ise

Nurlarıyla doldun ise

Rızasını buldun ise

Cennetinde gözün niye


Seccadeye durdun ise

Hak kapısın vurdun ise

Öbür dünya yurdun ise

Bu dünyada gözün niye

17. Peygamber Kıssaları. (Hatice KURT & Elif KÜÇÜKBAŞ & Fatma Nur KARA)

Hatice KURT

HİFÂ HATUN

Hîfâ Hatun  “radıyallahu anhâ”, Medineli kadın sahâbilerden. Güzel, zengin ve bekardı. Evlenmeyi düşünmüyordu. Bir gün, Efendimize geldi.

- Ya Rasulallah, bana bir iş emret ki, onu yaparak cenneti kazanayım.

Buyurdular ki:

- Önce evlenmelisin.

Hayretle sordu:

- Evleneyim mi?

- Evet. Böylece dininin yarısını korumuş olursun.

Hiç tereddüt etmedi.

- Peki Ya Rasulallah!

Peşinden arz etti:

- Ama benim dengim kim olabilir ki? Ben, padişah Necaşi’yi reddettim. Nice zengin beyleri geri çevirdim. Ama madem emriniz böyledir, baş üstüne!

Ve ekledi:

- Siz kimi uygun görürseniz, razıyım.

Ama damat kim olacaktı?

Böylesine güzel, zengin ve saliha bir hanımla evlenmeyi kim istemezdi? Efendimiz, kimsenin alınmaması için bir yol buldular. Hifâ’ya buyurdular ki:

- Yarın sabah, mescide kim önce gelirse, onunla evlen!

- Peki yâ Rasulallah!

Haber, anında yayıldı, gençler arasında.

Ve sabah oldu.

Efendimiz, mescide ilk gelenin kim olacağını merakla beklerken, “Süheyb” adında bir delikanlı girdi içeri.

∞ ∞ ∞

İyi de, kimdi bu genç?

Arz edelim: Hiç kimsesi bulunmayan, dünyalıktan ve fiziki güzellikten nasibi olmayan, rengi siyaha yakın esmer, normalden uzun, zayıf ve çelimsiz bir garip...

Rasulallah onu işaret ettiler Hifâ’ya...

- İşte senin dengin!

Cevap aynıydı:

- Peki yâ Rasulallah!

Teslimiyet denen şey bu olsa gerek. Rasulullah, nikahlarını kıyıp Süheyb’e döndüler:

- Kalk, yâ Süheyb! Zevcenin elinden tut da evine götür!

Garip, büktü boynunu.

- Benim evim yok ki.

Durumu Hifâ’ya bildirdiler.

Hemen Efendimizin huzuruna geldi:

- Yâ Rasulallah, filan yerdeki konağımı ona hibe ettim. Şu bir kese altını da ona verin lütfen. Beni evimize götürsün.

Yeni evli çift, Rasulüllah’a veda edip ayrıldılar. Konakta, Hifâ Hatun bir teklifte bulundu.

- Yâ Süheyb!

- Buyur Hanım.

- Takdir edersin ki, ben sana nimetim, sen bana mihnet.

∞ ∞ ∞

- Evet, öyle.

- Sen, şükretmelisin, ben de sabır...

- Çok doğru.

- Öyleyse bu geceyi ibadetle geçirelim, ne dersin?

- Çok iyi olur.

- Sana şükredenlerin, bana da sabredenlerin sevabı verilir.

- İnşallah.

Ve öyle yaptılar. Sabah oldu. Süheyb, sabah namazı için mescide gitti. Ama ondan evvel Cebrail aleyhisselam gelmiş, onların halini Rasulüllah’a bildirmişti. Efendimiz sordular Süheyb’e:

- Bu geceyi nasıl geçirdiniz?

Başını öne eğdi.

- Allah ve Rasülü daha iyi bilir.

∞ ∞ ∞

Efendimiz, o geceki hallerini bir bir anlatıp müjdeyi verdiler:

- İkiniz de Cennetliksiniz.

Süheyb öyle sevindi ki, Rasulüllahın önünde şükür secdesine kapandı. Ve şöyle yalvardı seccadede:

- Yâ Rabbi, tekrar günaha bulaşmadan al ruhumu!

Ve kalkamadı seccadeden. Ruhunu teslim etmişti. Bunu gören sahabiler gözyaşlarını tutamadılar. Efendimiz ashaba döndü:

- Size, daha çok şaşıracağınız bir haber vereyim mi?

- Buyurun, yâ Rasulallah.

- Cebrail’den öğrendim, Hifâ’da şu anda evinde ruhunu teslim etti.

Hayretlerinden yüksek sesle tekbir aldılar:

- Allahü ekber!

Cenaze hizmetleri görüldü. İkisi yan yana defnedildi.

Okuyan: Hatice KURT

Elif KÜÇÜKBAŞ

EBUBEKİR’İN DUÂSI

Allah’ın Resulü sabah namazı vaktinde sahabenin namaza gelmesini bekliyordu.

Cebrail (A.S) Peygamberimize gelerek: “Ey Allah’ın Rasulü Yüce Rabbimizin Sana selamı var. Biraz sonra Ebubekir gelecek. Sizin Ebubekir’e şöyle bir soru sormanızı istedi.

“Ya Ebabekir, Allah senden razı ve memnun olmuştur. Sende Ondan razı ve memnun musun?” Tabi bu büyük bir olay. Biraz sonra Ebubekir mescide geldi. Peygamberimizin dizinin dibine oturdu.

Peygamberimiz: Ya Ebabekir seninle bir pazarlık yapalım mı?  Ebubekir şaşırdı. “Ne pazarlığı Ya Resulellah .” dedi.  Peygamberimiz.: “Ya Ebabekir, ben sana ibadetlerimin  tamamını vereyim sen de bu geceki yapmış olduğun ibadeti bana ver” dedi. Ve ilave etti. “Ey Ebubekir sen bu gece ne yaptın ki Rabbimiz  Cebrail’i gönderdi ve benim sana şu soruyu sormamı istedi?”.

“Allah’ın senden razı ve memnun olduğunu, senin de ondan memnun olup olmadığını soruyor”. Hz. Ebubekir bunu duyunca kendinden geçti.  Biraz sonra ağlayarak uyandı. Ve “ben kimim de Allah’dan memnun olmayacağım” dedi. Şükür secdesine kapandı. Biraz sonra Peygamberimiz: “Ya Ebabekir nasıl bir ibadet ettin ki, bu müjdeyi aldın”  Ebubekir : “Ya Rasülellah ben bu gece fazla bir ibadet etmedim yalnız şu duâyı yapmıştım”:

“Rabbim, yarın mahşerde hesaplar tamamlandığında beni cehennemine koy, bedenimi o kadar büyüt ki benden başka  kimseye cehennem de yer kalmasın. Çünkü senin Habibin ümmetlerine çok düşkün, eğer onlardan biri cehenneme gidecek olursa Habibin çok üzülür. Ben de senin Habibini çok seviyorum. Habibinin üzülmesine  asla dayanamam, Ya Rabbi”.

“Ya Ebabekir Rabbim senin duânı kabul etti”, buyurdu.

☼☼☼

Okuyan: Elif KÜÇÜKBAŞ

Fatma Nur KARA

UKKAŞE

 Allah’ın Rasulü yorgun, Allah’ın Rasulü hasta ama arkadaşlarını, ashabı görmek istiyor ve buyuruyor. “Söyleyin Bilal’a ezan okusun herkes mescide toplansın” Bilal ezan okuyor herkes mescide koşuyor. Sahabe de  Allah Rasulünü çoktan beri görememiş, Allah Rasulünü özlemişler. Bütün mescit hınca hınç  dolmuş artık Allah’ın Resulünün gelmesini bekliyorlar. Az sonra haneyi saadetin kapısı açılıyor. Hz. Ali, Allah Resulünün koltuğuna girmiş bir vaziyette mescide giriyorlar. Peygamberimiz minbere çıkıyor.

   “Ashabım” diye söze başlıyor.  “Sizi özledim göresim geldi. Belki bundan başka görüşemeyiz”. Ashap üzgün, ashap ağlıyor. Peygamberimiz devam ediyor. “Ashabım kimin bende hakkı varsa  onu bugün burada alsın. Ben Allah’ın huzuruna borçlu gitmek istemiyorum”. Ashap suskun, büyük bir sessizlik ve hepsi birden anamız babamız sana feda olsun ya Rasulellah ve yine sessizlik… Fakat sessizliğin içinden çıkan bir ses: “Ya Rasulellah, kısas istiyorum”. Bütün sahabenin ve Allah Rasulünün gözü sesin geldiği tarafa bakıyor. Ukkaşe! Herkes hayret içinde Allah Rasulü: “Söyle, Ukkaşe” diyor.  Ukkaşe: “Ya Rasulellah,  savaştan dönüyorduk. Sırtıma kamçı ile vurdun. Kısas istiyorum!” Sahabiler, sanki uykudan uyanır gibi, ne olduğunu kavramaya çalışıyorlar. Hz.Ömer ayağa fırlamış Hz.Ebubekirin iki gözü iki çeşme sanki yalvarır gibi ve bütün Sahabiler: “Ya Ukkaşe, ne diyorsun? Allah Rasulü hasta, yorgun. Ne kısası?!” Peygamberimiz, ashabını sakinleştiriyor. Hz.Bilal’a: “Ya Bilal, kırbaç kızım Fatıma’da. Git, kırbacı al, gel”. Bilal, Hz. Fatıma’nın kapısını çalıyor. Fatıma: “Buyur ya Bilal”. Bilal: “Allah’ın Rasulü kırbacı istiyor.” Fatıma: “Ya Bilal, kırbacı babam bu hasta halinde ne yapacak?” Bilal: “Ya Fatıma, Ukkaşe babandan kısas istiyor. Hz.Fatıma,  duyduğuna inanamıyor. Ağlamaya başlıyor: “Ya Bilal, babam hasta. Ne olur, Ukkaşe’ye söyleyin, torunlar da asıldan sayılır. Kısası Hasan veya Hüseyin’de gerçekleştirsin.

   Hz.Bilal, kırbacı alarak Allah Rasulüne veriyor. Peygamberimiz minberden iniyor: “ya Ukkaşe, kırbacı al, kısası yap.” Ukkaşe: “Ya Rasulallah, siz bana vurduğunuzda sırtımda elbise yoktu.” Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali, Hz.Hasan, Hüseyin ve bütün sahabiler yalvarırcasına ne diyorsun, ne olur vazgeç. Bize bin defa kısas yap.  Peygamberimiz “susun oturun” diyor. Herkes ağlıyor.

     Peygamberimiz gömleğini çıkararak: “Kısasını yap, ya Ukkaşe.” diyor. İşte bu zamanda olan oluyor. Ukkaşe elindeki kırbacı yere atarak Peygamberimizin iki küreği arasındaki peygamberlik mührünü öpüyor: “Ya Rasülellah, ne haddime sana kısas yapmak. Anam babam sana feda olsun. Hiç ben sana kırbaç vurabilir miyim? Özür dilerim, ben seni o kadar çok seviyorum ki öbür dünyada senden ayrılırım korkusu ile kendimi emniyete almak için böyle bir şey yaptım.”

   Peygamberimiz: “Cennette benim arkadaşımı görmek isteyen Ukkaşe’ye  baksın.”

®®®

Okuyan: Fatma Nur KARA

18. İlahi. (Medine – Koro)

 MEDİNE

Medine’ye doğru bir kervan gider

Bu kervan aklımı başımdan eder

Gönlümün hasreti Ravza’da biter

Nakarat.

Medine, Medine gözümde tütersin

Aklımda, fikrimde Sen varsın Sen varsın

Medine, Medine gözümde tütersin

 

Muhammed’in aşkı gönlümde yanar

Adını andıkça yüreğim kanar

Bu gönül yıllardır Rasulü arar

Nakarat.

Yeşil kubbe orda, Ravza ordadır

Aklım Medine’de gönlüm dardadır

Rasulü sevmişim aklım ondadır

Nakarat.

 

Bu yüce dağları sizde aşarım

Değmeyin, doluyum şimdi taşarım

Onun hasretiyle nasıl yaşarım

Nakarat.

 

 

 

19. Şiir. (Kırk Yaşındasın. - Şeyma KURT)

KIRK YAŞINDASIN

Rahmetini umarak, Günahkar bir dille,

Allah Azze ve Celle

 

Ya Rasulallah

Alemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden

Kalbimizden seyrediyoruz seni

 

İşte

Bir yaşındasın, Beni Sa’d yurdundasın

Sana süt anne olmadı kadınlar

Bu yüzden dargın bulutlar

Bir damla yağmur indirmiyor

Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa’d yurdunda

Minicik bir bulut var gökyüzünde

Sana aşık

Ayrılmıyor başucundan

Ve insanlar yağmur duasında...

Hz. Halime kucağına alıyor seni

Yüzünde bir gölgelik, seni güneşten korumak için

Oysa minicik bulut gök gökyüzünde

Sana meftun, sana kilitli...

Ve dua eden rahibin kucağındasın

Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip

Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da

Ama sen unutmuyorsun

Uğruna canlarımız feda o gözlerinle

Gökyüzüne bakıyorsun

O minicik bulut ilişiyor bakışlarına

Büyüyor... Büyüyor...

Sonra nazlı nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan

Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini

Çoğusu bilmiyor seni

 

Altı yaşındasın

Medine –i  Münevvere yolundasın

Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen

Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında

Sonra yolda, Ebva’da öksüzlük karşılıyor seni

Mekke’ye annesiz giriyorsun

Abdul-Muttalip bir başka seviyor seni

Ebu Talip bir başka seviyor..

Ya Rasullallah, Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında?

Onlar “anne” deyince sen yere mi bakardın?

Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva’ya?

Kaç gece “anne” diye hıçkırdın?

Efendim!

Senin yerine de anne, dedik annemize

Senin yerine de baba, dedik.

 

Yirmi beş yaşındasın

Ve bambaşkasın

Kimse sana denk değil

Şefkat yayıyor kokun

Güven veriyor sesin

Sen Muhammedül Eminsin

 

Otuz üç yaşındasın

Dalga dalga rahmet var

 

Otuz beş yaşındasın

Hadi gel bekletme yar

İniltiler çalıyor kapısını göklerin

Hadi gel bekletme yar

Sinesi çatlayacak rasul bekleyenlerin

Hadi gel ey yar Nur dağına davet var.

 

İşte kırk yaşındasın

Hira Nur dağındasın, Cibril iniyor göklerden

Ve nokta nokta her yerden salat selam yükseliyor

Sen kainatın yüreğinde hasretle kopan adsın

Karanlık gecelerimize sabahsın

Sen! Nebiyullahsın, Sen! Habibullahsın

Sen! Rasulullahsın.

 

Niye incittiler ki Seni sultanım

Niye işkence yaptılar ki Sana

Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar?

Himayesiz kaldın diye mi?

Kabe’deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne

“Amca! Yokluğunu ne çabuk hissettirdin” deyişin

Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza

Başına pislikler saçılıyor

Başlar feda! O mübarek başına

Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar

Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru

Biri koşuyor ama sanki yere inmiş arşı ala

“Bu koşan kimdir?”diye bir soru dolaşıyor boşlukta

“Bu koşan kim?”

ve cevap veriyor biri

Muhammed’in kızı Fatıma-tüz Zehra

Velilerin anası

Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın

Sana yeryüzünde en çok  benzeyen

Gülmesi sen, ağlaması sen

Ağlama kızım, diyişin geliyor aklımıza

Niye çıkardılar ki yurdundan seni?

Himayesiz kaldın diye mi?

Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni?

Seni alemlere rahmet kılanı

Onlar “deli” diyordu sana

Sen susuyordun

“Mecnun” diyorlardı, “şair” diyorlardı

Sen susuyordun

“Seni bizim elimizden kim kurtaracak” diyorlardı

Sen.....Sen...

“Allah” diyordun

Allah Azze ve Celle

Semayı haşyet kaplıyordu

Sen “Allah” diyordun

Arşı a’la titriyordu

Bedir’de “Allah” diyordun

Üç bin melek iniyordu alaca atlarda

Yüz yirmi beş bin Sahabi

“Anam babam sana feda olsun” diyordu

Ya Rasulallah

Medine’yi münevvere Sokaklarında yürüyordu

Neccar Oğullarının Küçük kızları Seni görünce

Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi

“Beni seviyor musunuz?”diye sormuştun onlara

“Seni çok seviyoruz Ya Habiballah” demişlerdi

Sen de” Allah biliyor ki Ben de sizi çok seviyorum” demiştin.

Bugün yaşayan gençler var

Neccar Oğullarının kızları değil belki

Ama Seni Onlar da çok seviyor

Gözyaşlarından belli ki Seni canlarından çok seviyorlar

Senden başka kimseleri yok

Allah biliyor ki Sen Onları da çok seviyorsun.

 

Altmış üç yaşındasın

Refiki a’lâ duasındasın

Senin için siyah yünden çizgili bir cübbe dokunmuştu.

Kenarları beyazdı

Onu giyerek Ashabının yanına çıkmıştın.

Ve mübarek ellerini dizlerine vurarak

“Görüyor musunuz ne kadar güzel” demiştin.

Meclisinde bulunan biri Sana seslenmişti

“Anam babam Sana feda olsun Ya Rasulallah onu bana ver”

Niye istemişti ki? Senden, Sevdiğini bile bile

İstendiğinde katiyen hayır demediğini bile bile

Peki dedin o zata

Ve Sen yine yamalı eski cübbeni giydin

Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı.

Aynı cübbeden yine diktiler

Ama giyinmek nasip olmadı.

 

Haberler uçurmuştun,Ebu Hureyre’nin diliyle

Benden sonra öyle kimseler geleceki,

Keşke Peygamberi görseydik de,

Ne malımız, ne de evladımız olsaydı diyecekler,

Ve Hz. Enes’le paylaşmıştın özlemini

“Beni görmedikleri halde,

Bana iman eden kardeşlerimi

Görmeyi çok isterdim.”

 

Sultanım!

Ey Medine’min belinde

“Ümmeti, Ümmeti” diye hüznü giyen sevgili

Ey! Mekke mihrabında, alemler hesabına

“Allah!” diyen sevgili

Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına

Diz çöktük, bey’at ettik

Rabbinden bize ne getirdiysen amenna

Duyduk, itaat ettik

 

Ya Rasulallah

Sen hala kırk yaşındasın

Ve hala,ümmetinin başındasın.

 

***SON***

 

Okuyan:

Şeyma KURT

20. İlahi. (Karanlıklar Ortasında. – Koro.)

KARANLIKLAR ORTASINDA

Karanlıklar ortasından doğan bir güneş x2

Ötelerden kalan özlem

Özümüzün daveti sen

Sen varlığın aşk tutkalı

Tutkun sana alem

Nakarat x2

Ya Habiballah, Ya Nebiyallah,

Ya Veliyallah,Ya Rasulallah

21. Veda Haccı. (Şule GEZER)

VEDA HACCI

Hicretin onuncu yılında Veda Haccı olmuştur. Şöyle ki: Zilhicce ayına on gün vardı. Hz. Peygamber Efendimiz, hac farizasını yerine getirmek için, ashaptan kırk bin kişi ile Mekke’ye yollandı. Arefe, Cuma gününe rastlamıştı. Peygamber Efendimiz, yüz binden çok Müslüman'la  birlikte Hacc-ı ekber yaptı. O gün çok etkili bir hutbe okudu, ümmetine öğüt verdi.

“Ey insanlar! Dinleyin, anlayınız ve biliniz ki,  Müslümanlar hep birbirinin kardeşidir. Bir kimseye kardeşinin  malı, helâl olmaz; ancak gönül razısı ile olabilir. Sakın nefislerinize zulmetmeyiniz. Ey insanlar;kadınlarınızın üstünde sizin hakkınız, fakat sizin üzerinizde de onların hakkı vardır. Onlar, sizin hakkınızı gözetmelidirler. Sizde onlara güzel davranmalısınız. Ey insanlar! Ben size gerekli olan din hükümlerini tebliğ ettim ve size bir şey bıraktım ki, ona sarıldıkça hiçbir zaman sapıklığa düşmezsiniz. O da, Allah’ın kitabı ile peygamberin sünnetidir.”

Daha birçok yüksek öğütlerden sonra:

“Ey insanlar! Kıyamet gününde, “Muhammet size risaletini tebliğ etti mi? Diye sorulur. O vakit siz ne cevap verirsiniz?” diye sordu. Onlarda: “Evet  tebliğ etti, diye şahitlik ederiz.” dediler.

Bunun üzerine  Hazret-i peygamber, üç kez: “Şahit ol, Allah’ım..” dedi.

O gün akşam üstü:

“Bugün size dininizi tamamladım,” ayet-i kerimesi nazil oldu.

Bu ayet-i kerime, İslâm dininin en mükemmel ve en son din olduğunu gösteriyor. Bu din ile Müslümanlara  en  büyük nimetler verildiği  ve İslâm’dan başka  hiçbir dinin geçerli olmadığı adı geçen ayet-i kerimenin  devamından açıkça  anlaşılıyor.

Her  Müslüman, kavuştuğu bu büyük nimet ve mutluluğu bilir, takdir eder,  buna aykırı hiçbir söz ve hareket aklına gelmez.

Bu ayet-i kerime, Hz. Peygamberin  âhiret alemine göçeceklerine işaret ediyordu. Çünkü artık Peygamberin kutsal görevi tamamen yerine getirilmiş, insanlar kısım kısım İslâm dinine  girmiş ve girmeye devam ediyordu. Artık Hz. Peygamberin Yüce Allah’ın sonsuz rahmetine kavuşması  zamanı gelmişti.

Hazret-i peygamber “Mina” denilen kasabaya inince  bir hutbe daha okudu. İnsanlara şöyle hitap etti:

“Ey insanlar! Her birinizin canı ve malı  diğerine haramdır.  Kıyamet gününde Rabbinizin  huzuruna çıkacaksınız. O da, size yaptıklarınızdan soracak ve yaptıklarınızın karşılığını verecektir. Sakın benden sonra, gayrimüslimler gibi, ayrılığa düşerek birbirinizin boynunu vurmayın. Ey topluluk! Hac işlerini ve yapılma şeklini  benden öğreniniz. Bilmem ama, belki bundan sonra  benimle bir daha burada  buluşamazsınız.”

 Bu hac, Peygamber Efendimizin son haccı olmuştu.  Bu hac görevini Mekke’de on gün içinde tamamladı. Oradaki müminlerle  vedalaşarak Medine’ye döndü. Bundan dolayı bu hacca “Haccetü’l-Veda  (Veda haccı)” denmiştir.

Okuyan: Şule GEZER

22. İlahi. (Sevdim Seni. – Koro.)

SEVDİM SENİ

Sevdim seni (ben) mabuduma

Canan diye sevdim

Bir ben değil alem sana

Hayran diye sevdim

 

Evladu iyalden geçerek

Ben Ravza’na geldim

Ahlakıma methetmeden

Kur’an diye sevdim

 

Kurbanın olam Şah-ı Rasul

Kovma kapından

Didarına müştak olacak

Yezdan diye sevdim

 

Mahşerde nebiler bile

Senden medet ister

Gül yüzlü melekler sana

Hayran diye sevdim

23. Bakara Suresi. 1.& 5.Ayetler. (Şeyma KURT)

24. Dua. (Sümeyye ERYURT.)

MEVLİT KANDİLİ DUASI

 

Elhamdü lillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala Rasülina Muhammedin ve ala âlihi ve eshabihi ecmain.

Va’fü annâ ya Kerim, va’fü annâ ya Rahîm.  Vağfirlenâ Zünûbena ve ente ekramül ekramîne veya erhamürrahimîn.

İlahi yarabbi: Programını sunduğumuz Gecemizden hâsıl olan sevabı:

Evvelen bizzat, hulâsâi mevcudat, efdalü mahlükat,  İki Cihan Serveri, Hz. Peygamberimizin(SAV) pak ruhlarının makamına hediye eyledik sen kabul eyle ya Rabbi.

Ondan hasıl olan sevabı, ilk Peygamber Adem  (a.s.) ile son Peygamber Hz.Muhammed a.s’a ve bu ikisinin arasında bulunan bütün peygamberlerin ruhlarının makamlarına hediye eyledik sen kabul eyle ya Rab.

Ondan hasıl olan sevabı: Peygamberimizin ehli beytinin, ashabının, ve ondan sonra gelenlerin, şehitlerin gazilerin sıddîklerin, hocalarımızın, Allah dostlarının da ruhlarının makamlarına hediye eyledik sen kabul eyle ya Rabbi.

Ondan hasıl olan sevabı bu programın hazırlanmasına emeği geçenlerin de geçmişlerinin ruhlarının makamlarına hediye eyledik sen kabul eyle ya Rabbi.

Ondan hâsıl olan sevabı uzaktan yakından gelip bu programa iştirak eden siz saygı değer misafirlerimizin de geçmişlerinin ruhlarının makamlarına hediye eyledik sen kabul eyle ya Rabbi.

Ondan hâsıl olan sevabı gelmiş geçmiş bütün din kardeşlerimizin de ruhlarının makamlarına hediye eyledik sen kabul eyle ya Rabbi.

Tâhâ ve Yâsin ve selâmün alel mürselin. Ve’lhamdü lillahi rabbil âlemin.

      EL – FATİHA

25. Kapanış.

Taşova İmam Hatip Lisesi

Diğer Ekinlikler için 

http://okulweb.meb.gov.tr/05/06/118144/etkinlikler/etkinlikler.htm


Yorumlar - Yorum Yaz


Hadislerle İslam
Günlük Program
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi19
Bugün Toplam367
Toplam Ziyaret1650692

Uymazsan Trafige

Dini Bilgiler
Google Translate
Her Güne Bir Ayet ve Hadis

30 Cüz ve Mesajlar
Siyer Araştırmaları Merkezi



İslam Ansiklopedisi
Hava Durumu
Anlık
Yarın
10° 7°
Diyanet Namaz Sitesi
Diyanet PDF
Kuran Elif Bası